Site Rengi

KÜRESELLEŞME, DIŞ GÖÇLER VE TÜRKİYE

KÜRESELLEŞME, DIŞ GÖÇLER VE TÜRKİYE
05.09.2022
197
A+
A-

Cihan Dura

Günümüz Türkiye’sinin başta gelen bir sorunu dış göçlerdir, sığınmacı istilasıdır. Bunun iki sebebi vardır, biri, ana sebep küreselleşme sürecidir. Diğeri, kinci derecede sebep ise Türkiye’nin zayıflığıdır, kalkınmasını gerçekleştirememiş, bağımsızlıktan yoksun bir ülke olarak pazarlık gücünün çok zayıf olmasıdır.  Bu zayıflığı Batı’nın, aslından kendi yarattığı belayı, bir günah keçisi gibi Türkiye’nin sırtına kolayca yüklemesi sonucunu doğuruyor. Yazımda bu görüşümü açıklamaya çalışıyorum.

Küreselleşmenin başta gelen olumsuz etkilerinden biri uluslararası göçleri yeniden başlatması olmuştur. Bu göçler hedef ülkelerin korumacı yaklaşımları nedeniyle “yasa dışı/düzensiz” bir boyut kazanmış bulunuyor. Hedef ülkeler sahip oldukları yüksek refah düzeyi nedeniyle Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’dir. Çapı giderek genişleyen göç hareketlerinden korunma gereği; refah ülkelerinin, özellikle de AB ülkelerinin, bugün başta gelen bir sorunu ve önceliğidir.

Peki, küreselleşme (globalisation) nedir? İki görüş var, kısaca görelim.

a) Birinci açıklama şekline göre, küreselleşme “âdeta kendiliğinden ortaya çıkan, doğal ve yansız” bir olgudur. Şöyle ki, Batı’daki teknolojik gelişmeler, malların ve sermayenin dolaşımını kolaylaştırmış, şirketler bu sayede küresel boyutta üretim ağları kurmaya başlamıştır. Bu görüşün bir versiyonu olan, “piyasa mantıkçı” görüşe göre ise, hızlı teknolojik gelişme ve üretim artışı; piyasa mantığının gereği olarak şirketlerin dışa açılmasını zorunlu kıldı. Dolayısıyla 1970’lerin ortalarından itibaren, ticaret dünya ölçeğinde serbestleştirilmeye başladı. Devletçi-korumacı politikalar kaldırıldı. “İç pazar ve iç talep yönlü politikalar” terkedilerek, “dış pazar ve arz yönlü politikalar”a geçildi.

b) İkinci görüşe göre küreselleşme yeni bir olgu olmayıp, “kapitalist gelişme süreciyle sıkı ilişki” içindedir. Doğrudan doğruya kapitalist sistemin, onun mantık ve işleyişinin bir ürünüdür. En az 500 yıl önce, coğrafî keşiflerle başlamış, günümüzde de bütün hızıyla devam etmektedir. Küreselleşme, kapitalizmin gelişmesinden, sınırsız şekilde yayılması ve kökleşmesinden başka bir şey değildir. XIX. yüzyılda İngiltere’nin bir dünya imparatorluğu olması da XX. yüzyılda ABD’nin dünyada bir süper güç haline gelmesi de aynı mantığa dayanmaktadır. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte yeryüzünde ekonomik açıdan bir üstünlük ve eşitsizlik, hattâ bir hegemonya söz konusu olmuş, bu da Merkez ve Çevre ülkeleri ayrımına yol açmıştır. Kısacası Küreselleşme Batı’nın dünya hakimiyeti girişiminden ve bunu gerçekleştirme sürecinden ibarettir. 

Küreselleşme -henüz sanayileşememiş olan Çevre ülkeleri üzerinde son derecede zararlı sonuçlar doğurmuştur, doğurmaktadır. Bunları aşağıda belirteceğim, fakat önce küreselleşme ile uluslararası göçler arasındaki bağlantıyı genel olarak açıklamam gerekiyor. Bu konuda şunu söyleyebilirim: Yeni emperyalizm olan küreselleşme sürecinde Merkez (zengin) ülkeler yoksul Çevre ülkelerini -geçmişte olduğu gibi- birer sömürülecek birer av olarak görmeye devam ediyor.  Daha açık bir deyişle, Türkiye gibi sanayileşmesi engellenmiş ülkelerin her türlü kaynağını sahipleniyor, ele geçirmeye çalışıyorlar: Yöneticilerini kendi taraflarına çekip onlarla işbirliği yapıyorlar. Pazarlarına ve doğal kayaklarına el koyuyor, dolayısıyla bu ülkelerin gelişmelerini engelliyorlar. Sonuç olarak çevre ülkeleri gelişemiyor, sanayileşemiyor, tarımlarını, hizmet sektörlerini modernleştiremiyorlar. Bir yandan da genç nüfusları artıyor. Ülkede yeni iş alanları açılması gerekiyor, ancak açılamıyor. Küresel sömürü bunu zorlaştırıyor, hatta engelliyor. Sonuç olarak Çevre ülkelerinin, özellikle genç insanları kitleler halinde işsiz kalıyor, yoksul kalıyor, paryalaşıyorlar. Bu çelişkinin Çevre kaynaklı tepkisi bu işsiz ve yoksul kitlelerin, zengin ülkeleri hedef alarak, ülkelerini terk etmeleri oluyor.

Demek ki, bugün Türkiye’nin de karşı karşıya bulunduğu büyük göç akınlarının başlatıcısı, faili dünyanın gelişmiş ülkeleridir, bunların ekonomilerine hâkim olan küresel şirketlerdir, küresel kapitalizmdir.

● Şimdi, küreselleşmenin olumsuz etkilerine -konumuzun sınırları içinde- dış göç etkisine ağırlık vererek daha yakından bakalım.

Şu yadsınmaz bir gerçektir ki, küreselleşme tümüyle gelişmiş zengin ülkelerin, onların içinde ise Elit-kapitalist sınıfın, küresel şirketlerin lehine işlemiştir, işlemektedir. Buna karşılık yoksul ülke halkları ekonomik bakımdan sürekli bir kayıp içindedir.

Küreselleşme sermaye egemenliğinin dünya çapında kurulması ve genişlemesidir. Bir yandan ulus-devletin ömrünün dolduğu yalanı ileri sürülürken, bir yandan da küreselleşme süreci yalnızca Batı’nın ulus-devletlerinin lehine işlemektedir. Küreselleşme oyununun kurallarını kimler belirliyorsa, onun nimetlerini de en fazla o ülkeler, yani Merkez ülkeleri toplamaktadır.

Küreselleşmenin ileri ölçülerde, çevre ülkelerinin aleyhine işlediğine dair kanıtlar çoktur. Bu etkiler genel olarak yatırımların ve üretimin yavaşlaması, ekonomik gelişmenin durması, sefaletin ve işsizliğin artmasıdır. Uluslararası bir sonucu ise işsiz ve aç kalan kitlelerin geçim için ülkelerini terk ederek, refah ülkelerine doğru yollara düşmesidir.

Küreselleşmenin nimetleri doğrudan Merkez ülkelerin elinde toplanmakta, maliyetleri ise Çevre ülkelerin sırtına binmektedir. Bu maliyetlerden en ağır olan biri, dış göçlerin artmasıdır. Sermaye dünya çapında tekelleştikçe, çevre ülkeler sermayesizleşmekte, üretim kaybına uğramaktadır. Bu durum iş alanlarının daralması anlamına gelmektedir. Büyüme yavaşlıyor, kalkınma duruyor. Büyük krizler ve iflaslar yaşanıyor. İstihdam daralıyor, işsizlik ve sefalet büyük oranlarda artıyor ve kalıcılaşıyor.

Çevre ülkeler özelleştirmeler ve yabancı sermaye girişleri nedeniyle ulusal servetlerini, şirketlerini, topraklarını da kaybediyorlar. Bu kaynaklar küresel yabancı şirketlerin eline geçiyor. Netice olarak üretimsizleşme ve işsizlik sorunları daha da ağırlaşmaktadır. Çok tehlikeli bir gelişme de küreselleşmenin, Çevre ülkelerini dış borç batağına daha fazla batırmasıdır. Batı ise Çevre ülkelerin bu zorluğunu kendi lehine bir araç olarak kullanmaktadır. Elindeki borçlanma sopasını göstererek, Çevre ülkelerinin hükümetlerine baskı yaparak, ekonomik ve politik her ödünü koparıyorlar.  Türkiye dahil, yoksul ülkelere bir tür günah keçisi muamelesi yapıyorlar. Finansal zorluklarını ve borç taleplerini dış göçler sorununda da kullanıyorlar. Türkiye dahil, Çevre ülkeleri ulusal bağımsızlıklarını tamamen yitirmiştir. Hükümetler ülkelerini ilgilendiren en yaşamsal kararları bile Batı’nın çıkarları yönünde almak zorunda kalıyor.

● Türkiye göç hareketleri bakımından günümüze oranla geçmişte “rahat” bir dönem yaşamıştı; bunun sebebi soğuk savaş öncesi güvenlik politikalarıdır. Ne var ki, bu sürecin ardından, yoğun ve sürekli olan, büyüklüğü milyonları bulan göçmen girişlerine maruz kaldı.

Yukarda açıkladım: Küreselleşmenin dünya çapında yarattığı işsiz kitleler, Batı’nın bir kumpasıyla Türkiye’ye yönlendirildi. Türkiye’ye para gücüyle bir tür “günah keçisi” rolü dayatıldı. Ekonomik bakımdan zayıf bir ülke olarak Türkiye, aslında Batı ile diğer az gelişmiş ülkeler arasındaki bu sorunun ağır yükünü para karşılığında üstlenmek zorunda bırakıldı. Türkiye emperyalist Batı’nın küreselleşme sürecinde yoksullaşmaya itilen Doğu ülkelerinin karşı tepkisinin kurbanı olmuştur. Bir yandan küreselleşme sürecinden doğrudan zarar görürken, öbür yandan dolaylı olarak dış göçlerden de ek bir darbe yedi. Başka bir deyişle Türkiye’nin talihsizliği ikidir. Birincisi, Ekonomik kalkınmasını gerçekleştirememiş olduğu için, Emperyalist ülkeler karşısında bağımsız değildir, dolayısıyla pazarlık gücünden yoksundur. İkincisi, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında bir köprü durumunda olması, Doğu’da başlayan göçlerin yolunda önce Türkiye’nin bulunmasıdır; göç üreten yoksul ülkelerle göçe hedef olan Avrupa ülkeleri arasındaki, coğrafi konumudur. Fakat vurgulamak gerekir ki, ekonomik bağımsızlığı olsaydı, bu faktör o kadar belirleyici olmazdı.

Milyonları bulan göçmenlerin ülkemizin demografik yapısına, ulusal birliğine ve kültürüne yapacağı ağır tahribatı hatırlatmakla yetiniyorum. Bu hususlara daha önceki yazılarımda değindim.

Toparlarsak, küresel göçlerin baş faili, Çevre ülkelerinin gelişmesini önleyen küresel emperyalizmdir. Bu nedenle göçmenleri nüfusları oranında ülkelerine önce onlar kabul etmek zorundadır. Ancak Batı, özellikle AB kendi eseri olan göç belasından sıyrılmanın yolunu buldu. İnanıyor ki para her kapıyı açar. Ekonomik bakımından çökmüş, sanayileşmesi durdurulmuş, tarımı çökertilmiş durumda olan Türkiye’yi özellikle 18 Mart Mutabakatı (2016) ile düzensiz ve transit göçü para karşılığında kabul etmeye ikna etti. Türkiye geçen son 10 yılda tam bir insan harasına dönüştürüldü.

Kaynaklar:

-Cihan Dura, “Küreselleşme ve Ulus Devlet”, https://www.cihandura.com/tr/makale/KURESELLESME_VE_ULUS_DEVLET

– Fahrettin Tepealtı, “Avrupa Birliği’ne Yönelik Türkiye Geçişli (Transit) Göç Hareketleri Ve Türkiye’nin Düzensiz Göçle Mücadelesi”, Doğu Coğrafya Dergisi: Haziran-2019, Yıl:24, Sayı: 41, ss. 125-140 https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/746584

Azim ve Karar, 4 Eylül 2022.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.