Site Rengi

EN BÜYÜK DEVRİMLERİMİZDEN ‘ÖĞRETİM BİRLİĞİ’ NASIL YOK EDİLDİ

EN BÜYÜK DEVRİMLERİMİZDEN ‘ÖĞRETİM BİRLİĞİ’ NASIL YOK EDİLDİ
14.05.2022
322
A+
A-

Cihan Dura

“Öğretim birliği” bir ülkede tüm eğitim kurumlarının aynı çağdaş programlara göre eğitim vermesi demektir. “Öğretim birliği” Türkiye’de 3 Mart 1924’te “Tevhidi Tedrisat Kanunu” (Öğretim Birliği Yasası) ile kabul edildi. Ülkedeki bütün eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Medreseler kapatıldı. Eğitim ve öğretimdeki ikilik kaldırıldı, çağdaş bilimlere dayalı laik bir eğitim sistemi uygulanmaya başladı. Artık yeni kuşaklar tek ve belirli, akılcı ve ulusal bilinç aşılayan bir eğitim programıyla yetiştiriliyordu. Genç kuşaklar birbirine zıt eğitim veren kuruluşlarda yetişmedikleri için aralarında temel bir anlaşmazlık çıkmıyordu. Bu sayede pürüzsüz, çatışmasız bir çeyrek yüzyıl geçti. Cumhuriyetimizin yükselmesi için çalışan yepyeni bilim, sanat ve yönetim kadroları yetişti.

Ne var ki, durum 1950’li yıllara doğru değişti. Büyük çabalarla gerçekleştirilen laik ve çağdaş öğretim birliğinden, özgür ve bilimsel düşünce programlarından uzaklaşılmaya, geriye doğru adımlar atılmaya başladı. Özellikle 1970’li yıllar belirleyici oldu. 1973 tarihli Temel Eğitim Yasası yeni bir biçime sokulduktan sonra, laik eğitimden iyice sapıldı; eğitimde sistem ikiliği yeniden başladı.

Hükümetlerin de desteğiyle dinî okul ve kursların sayısı giderek artırıldı.  İktidar partisi CHP 1949’da Ankara ve İstanbul’da iki İmam Hatip kursu açtı. Kurs sayısı bir süre sonra sekize çıkartıldı. Eğitim-öğretim müfredatına din dersleri kondu. CHP’nin önerisiyle Ankara Üniversitesi bünyesinde ilk ilahiyat fakültesi açıldı. Demokrat Parti iktidarında İmam Hatip kursları yetersiz bulunarak 7 ilde ilk imam hatip okulları açılmış oldu. Bu okulların sayısı 1958 yılında 26’ya, 1969’da 71’e, 1997’de ise 600’e ulaşmış bulunuyordu.

1973–74 öğretim döneminde, CHP-MSP koalisyonu İmam Hatip lisesi mezunlarına üniversitelere giriş imkânı tanıdı.1974-1978 arasında, Bülent Ecevit 29, Süleyman Demirel, 233 adet yeni İmam Hatip okulu açtı. Demirel, bugün, Cumhuriyet tarihimizin en çok imam hatip okulu açan politikacısı olarak anılıyor. Aynı yıllarda kız öğrenciler de İmam Hatip okullarına alınmaya başladı. Okul sayısı 2020-2021’de 1673’ü buldu. İmam hatip okulları, sanki temel ve yaygın eğitim veriyormuş gibi genelleştirildi, mezunlarının her türlü mesleğe girmesi hedeflendi ve bunda da başarı sağlandı. Toplum içinde de gerici değişimler baş gösterdi:Din eğitimi veren resmî veya gayri resmî okullarda mezhep ve tarikat akımları geniş faaliyet imkânı buldu. Eğitimsiz bireylere cami yolundan ulaşan eğitim, yurttaşlar arasında bölünmelere yol açtı. Alevilik, Sünnilik ayrımı keskinleşti.

● Öğretim birliğine yönelik saldırılar yukarıda belirtilenlerle bitti mi sanıyorsunuz, hayır, ‘öğretim birliğini tümüyle çökertme girişimleri daha büyük bir hırsla sürdürüldü, son 15 yılda zirveye ulaştı. AKP hükümetlerinin eliyle pek çok zararlı adım atıldı. Bunları değerli bir kaynakta, Prof. Dr. Nizamettin Koç’un bir makalesinde (*) topluca bulabiliyoruz. Oradan derleyerek aşağıda sunuyorum.

Ana darbe, kamuoyunda ‘4+4+4’ olarak bilinen, 30 Mart 2012 tarihli yasayla sistemin işleyişinin tümüyle değiştirilmesi oldu. Bu saldırıyla, 1739 sayılı yasanın önemli bir unsuru olan “sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim” uygulamasına son verildi.Ardından aşağıdaki yıkıcı girişimler gerçekleştirildi:

Okullarda karma eğitimi devre dışı bırakan eğilim ve uygulamalar yaygınlaştırıldı.  Kız çocukları neredeyse eğitimden dışlanma konumunaitildi.

-Çocukların din eğitimine çok erken yaşta başlatılması ve imam hatip okullarına yönlenmeleri için olanaklar sağlandı. Daha 9 yaşında olan çocuğa, hafızlık eğitimi alması için okulundan izinli sayılması imkânı tanındı.

– Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olarak, dinsel kurum, vakıf ve derneklerin, laik okullarda faaliyette bulunmalarının yolu açıldı. Bu bağlamda Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak programlar yapmaya başladı. Diyanet İşleri Başkanlığı genel eğitimin ortağı durumuna getirildi.

-Millî Eğitim Bakanlığı ile yapılan işbirliği protokolleri çerçevesinde çeşitli dinsel vakıflar okullara sokuldu. Denebilir ki, Bakanlık, bünyesinde çalışan bir milyondan fazla öğretmen ile atanmayı bekleyenleri dışlayarak eğitim ve öğretimi dinsel vakıflara bıraktı.

İmam Hatip Okulları klasik liselere, Anadolu liselerine alternatif konuma yükseltildi. Özel düzenlemeler yoluyla öğrenciler imam hatip okullarına yönlenmeye mecbur bırakıldı.

-İmam hatip okullarının sayısı artırıldı. Yurt genelinde 5 bin civarında imam-hatip okulu mevcudu hedeflendi. Bunu gerçekleştirirken yıllardır ilköğretim okulu olarak hizmet veren çok sayıda çağdaş okul, imam-hatip okuluna dönüştürüldü. Mevcut ve yeni açılan imam hatip liselerinin bünyesinde ortaokul kısımları, bazı okulların bünyesinde de imam-hatip şubeleri açıldı. 2021 yılı itibariyle 667 000 öğrenci imam hatip okullarında eğitim görüyordu.

Sonuç olarak, öğretim birliğinden bu şuursuzca uzaklaşmanın getirdiği sakıncaları belirtmek istiyorum. Yukarıda değindiğim makaleden de faydalanarak, başlıca üç alanda kendini gösteren tehlikelere dikkat çekeceğim: Ümmetçiliğin öne çıkmaya başlaması, gençler arasında sorunlar çıkması, iç çatışma tehlikesi.

– Dinsel öğretim yayıldıkça, ahlak anlayışı da yeniden dine bağlanmaya başladı. Artık hümanist düşünce ve değerler yadsınabilmekte, biat kültürü derinleşmektedir. Bu duruma paralel olarak, iki tehlikeli gelişme ortaya çıktı: Birincisi, çoğunlukla politik çıkarlara dayalı olarak yapılan, Öğretim Birliği Yasası’na aykırı uygulamaların en büyük zararlarından biri Cumhuriyetin “yurttaş” kimliğiyle sağlamaya çalıştığı ulusal birlik anlayışında gedikler açılmasıdır. “Ulus” yerine “ümmet”; “ulusallık” yerine “din kardeşliği/ümmetçilik”, “ulusal kültür” yerine “cemaat kültürü” söylemleri yaşam alanı bulmaya başladı. Öğretim birliğinin bozulması dilimizi, Türkçe’yi de olumsuz etkilemiştir. Dinsel öğretime ağırlık verilmesi, Arapçayı ümmet dili olarak üstün görme saplantısını yeniden öne çıkarmıştır. İkincisi, düşünmeyen, sorgulamayan, salt sözde din büyüklerinin veya tarikat şeyhlerinin dediklerini uygulayan yaşlı-genç ‘mürit’ denilen kişilerin çoğalması; toplum olarak bilime, bilimsel gerçeklere duyulması gereken güven ve inancı sarsmıştır. “Hayatta en hakiki mürşit bilimdir” özdeyişindeki gerçek yol gösterici olan ‘mürşitler’in yerini, hurafelere dayanan ‘sözde mürşitler’ alma yolundadır.

– İkinci tehlike, gençler arasında yeniden, dünyaya farklı bakan, zihniyetçe birbirine karşı olan bireylerin yetişmeye başlamasıdır. Aslında birer meslek okulu olarak kurulan imam hatip okullarında okuyan gençlerle çağdaş eğitim gören, Atatürk ilkelerine bağlı gençler arasında fikir ayrılıkları yeniden dirilmiştir.

– En korkunç sonuç ise ulusun, ülke ve devletin yönünün geriye çevrilmekte olmasıdır. Biri Batı’ya, öbürü Doğu’ya bağlı, birbirine ters düşen iki parçalı bir eğitim uygulaması toplumu iç çatışmalara ve parçalanmalara sürükleme olasılığını güçlendirmektedir.

(*) Prof. Dr. Nizamettin Koç, “96. Yılında Öğretim Birliği’nin Neresindeyiz?”
https://www.egitimajansi.com/haber/96-yilindaogretim-birliginin-neresindeyiz-haberi-75326h.html

Azim ve Karar, 14.05.2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.