Site Rengi

DİNLER, BİLİMLER, EFENDİLER VE KÖLELER

DİNLER, BİLİMLER, EFENDİLER VE KÖLELER
25.04.2022
606
A+
A-

Cihan Dura

Bu yazının başlığını oluşturan kelimeler…Aralarında nasıl bir bağlantı olabilir, bizi hangi büyük hakikate götürür? Öğrenmek için yedi ayrı kapıdan geçmemiz, biraz da düşünmemiz gerekiyor.

I

Kimsenin karşı çıkamayacağı bir gerçek var: Batı’nın bilimde ve teknolojide ulaşmış olduğu muazzam üstünlük… Neden böyle oldu, nasıl başardılarbunu? Türlü sebepler sayılabilir. Benim zihnimi meşgul eden bir varsayım şudur: Çünkü Batı’da felsefe, bilim, sanat gibi alanlarda eser ortaya koyanlardan çoğu Yahudi asıllıdır. Birkaç örnek vereyim: Albert Einstein, Sigmund Freud, David Ricardo, Karl Marx, Benjamin Rubin, Peter Schultz, StanleyMezor, LeoSzilard , Claude-Lévi Strauss ve daha niceleri…

II

Robert Winston’ın Tanrı’nın Öyküsü (Say Yayınları, 2010) adlı kitabının 175. sayfasından: “Yahudi geleneğine göre bize vahiy yoluyla gelmiş olan şey Tevrat’ın hammaddesidir, yani Tanrı’nın sözüdür. Ama onun hammaddesini ve içerdiği derin anlamları araştırmak insan aklına kalmıştır. Tevrat akla hitap eder ve gerçeğe ulaşmak için akılcı yöntemler gereklidir. Kral Davut “inanç yolunu seçtim” dediği zaman, inanca götüren veya inançta biten yoldan söz etmemektedir. Tevrat’ı tam olarak anlamak için aralıksız süren bir araştırma yapmaktan söz etmektedir. İnanan kişi Tanrı’nın bilgeliğine güvenir ve insan Tanrı’nın görünümünde yaratıldığı için, kendi aklına da sonuna kadar itimat eder. Museviliğin araştırma ve entelektüel keşfe bu denli önem vermesinin, evreni araştırmanın ve onun gizemlerini çözmenin -başka bir deyişle bizim bilim dediğimiz şeyin- Yahudiler için son derecede önemli bir etkinlik olmasının sebebi budur.”

III

Neden Yahudiler -veya en azından bir kısmı, batılıları da etkileyerek- pozitif bilimlerde büyük başarı gösterdi, bu yoldan inanılmaz teknolojiler keşfederek veya bunların önünü açarak Batı’yı neredeyse dünyaya hükmeder konuma getirdiler? Buna karşılık neden diğer dinlerin mensupları bu açıdan genellikle başarısız oldular? Sebep tam burada, işin sırrı tam bu noktada kendini ele veriyor: Yahudileri dünyayı gözlemlemeye, bilimsel olarak araştırmaya yönlendiren, teşvik eden; doğrudan doğruya mensup oldukları din, inandıkları kutsal kitapları olmuş. 

IV

Diğer dinlerde veya bunların uygulamalarında, hayata yansımalarında ise, Yahudilikteki teşvik ve özgürlük yok. Bu nokta çok önemlidir, çünkü dinler yüzyıllar boyunca insanlığı kuşatmış ve belirli bir anlayışa yönlendirmiştir. Toplumların kültürlerini, dillerini, düşünüş biçimlerini, zihniyetlerini belirlemiştir. Etkileme günümüzde de devam ediyor. Bu belirleyiş doğal olarak Musevilikte farklı, diğer dinlerin toplumlarında, örneğin Müslümanlıkta farklı olmuş. Bu noktada şu klasik sorunun da olası yanıtı akla geliyor: Bilimsel devrim İslam’da neden olmadı?

V

OTDÜ’de felsefe Profesörü olan, İmam Hatip Lisesi mezunu Yasin Ceylan diyor ki, “Müslüman, dünya mutluluğu peşinde değildir, öbür dünya mutluluğu peşindedir. İslam’ın öngördüğü dünya öbür dünyaya yatırımdır, buraya geçici bakar. Dünya mutluğu ikinci plandadır, asıl mutluluk ertelenmiş mutluluktur. Bir insanın zihninde bu varken, neden bu dünyada başarılı olsun ki? Yatırımı öbür tarafadır. İslam’ın Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur, ihtimali de yoktur. Batı medeniyetinde, bilim, sanat, edebiyat, refah, neşe, şiir var. İslam böyle bir toplum öngörmüyor. Ben de iddia ediyorum ki, dünya mutluluğu olmadan başarı olmaz, dünya mutluluğu olmadan ahlak da olmaz. Mutsuz insan ahlaklı olamaz, sevemez. Mutsuzlar arasında dayanışma da olamaz. Ahirete çalışmak insan tabiatına aykırıdır, insan tabiatı bu dünyaya yönelik mutluluk ister. Dünyasını mükemmelleştirmeyen insan, kim olursa olsun mutsuzdur.”

VI

M. K. Atatürk (1925) diyor ki: Yeryüzünde üç yüz milyonu aşan İslâm vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle, eğitim ve ahlâk almaktadır. Fakat acınarak söylüyorum, gerçek olay şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun tutsaklık ve hor görü zincirleri altındadır. Aldıkları manevî eğitim ve ahlâk, onlara bu tutsaklık zincirlerini kırabilecek insanlık niteliğini verememiştir, veremiyor. Öte yandan Pakistanlı fizikçi PervezHoodbhoy ise bir makalesinde (2007) şu istatistikleri paylaşıyor: Müslüman ülkelerde her 1000 kişi başına 9 bilim insanı, mühendis ve teknisyen varken, dünya ortalaması her 1000 kişi başına 41’dir! Dünya’da yaklaşık 1,6 milyar Müslüman var, ancak şu ana kadar Müslüman ülkelerden sadece iki bilim insanı Nobel Ödülü kazanabildi. Başka bir kaynağa bakıyoruz: 46 Müslüman ülkenin toplamı, dünyanın bilimsel literatürünün %1’ini oluşturuyor.1980 ve 2000 yılları arasında Kore 16.328 patent verirken; aralarında Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’nin olduğu 9 ülke toplamda 370 patent verebildi ve bunların da birçoğu yabancılara ait. Şu da ileri sürülüyor ki, Müslümanların, Klasik Yunan eserlerinin yorumlayıcısı olmanın ötesinde bilim ve felsefe alanında uygarlığa kayda değer bir katkıları olmadı.

VII

Ve yine Atatürk: Ben insan vücudunu bir kürsü olarak gördüm; zekâ cevherinin korunağı olan başı, üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü!… Çünkü esas olan akıldır, zekâdır.  Dünyada her şey ondan çıkar, bir insan başının ifade edemeyeceği hiçbir şey, akıl ve mantığın çözemeyeceği hiçbir sorun yoktur.Burada bitirelim mi… son kapıdan da geçerek: Beyin, duyular… Dünyanın en zengin, en değerli madeni insan başıdır; işleyen kazanır, efendi olur; işlemeyen kaybeder, köle olur.

Azim ve Karar, 25.04.2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.