Site Rengi

SİYASAL İKTİDARIN MİLLİ EGEMENLİĞİ İSTİSMARI NASIL ÖNLENİR?

SİYASAL İKTİDARIN MİLLİ EGEMENLİĞİ İSTİSMARI NASIL ÖNLENİR?
30.09.2022
206
A+
A-

Cihan Dura

Yurttaşlar düşünür olmalı, ülke sorunlarıyla ilgilenmeli,

yoksa şunun bunun oyuncağı olurlar.

M. K. Atatürk

Bir siyasal iktidar sadece seçim sandığından çıkmış olmakla meşruiyet kazanmaz. Meşruiyetini, yapacağı doğru icraatla tamamlaması gerekir.

Sandıktan çıkan bir iktidar -Dikkat! Millî Egemenliğin kendisini değil- Millî Egemenliği kullanma yetkisini, belirli bir süre için milletten emanet olarak alır. Ve bütün icraatını da kesinlikle Millî İrade’ye, eş-deyimle halkın tercih, istek ve emellerine uygun olarak yapmak zorundadır. Eğer icraatı milletin çıkarlarını gütmüyorsa, Millî İrade’ye uygun değilse, birtakım iç ve dış odakların, çıkar merkezlerinin hizmetinde ise, ülke kaynaklarını sürekli bunların hizmetine sunuyorsa, meşruiyetini eksik kılmak bir yana, bütünüyle yitirir. İktidarın bu sapkınlığına muhalefet partilerinin de şiddetle karşı çıkması gerekir. Çıkmazlar ve göz yumarlarsa, onlar da meşruiyet kaybına uğrar.

Bu takdirde ne olacaktır?

Bu takdirde millet; vekillerine emanet olarak verdiği ‘Millî Egemenliği kullanma yetkisi’ni, doğrudan veya dolaylı olarak en kısa zamanda geri almalıdır. Almazsa, rejim ve devlet, milletin varlık ve geleceği zarar görür, tehlikeye girer.

**

Durum böyle ise, ortada ağır bir sorun var demektir.

Millî Egemenliği kullanma yetkisinin, milletvekilleri, meclis veya hükümet tarafından hedefinden saptırılması söz konusudur. Bu sapma nasıl önlenecektir?

Türlü çözümler ileri sürülebilir. Örneğin, temsilî demokrasi rejimi içinde kalarak siyasetçilerce önemli kararların alınmasında uzman kurullarınınkesin yetkisi veya onayı olmalıdır. Fransa’da bir uygulamada bu kurulun adı “Şehre İhanet Etmeyecekler Heyeti” olarak geçiyor! “Bunun nasıl sağlandığı hususu içinbir yazıma gönderme yapmakla yetineceğim (1). Diğer etkili bir çözüm ise, bildiğimiz “katılımcı demokrasi” rejimi ve bu rejimin değerlerinden, kurum ve uygulamalarından yararlanmaktır. Katılımcı demokrasinin birçok unsuru Atatürkçü öğreti ile de uyumludur.

Peki, nedir bu katılımcı demokrasi rejimi?

Kısaca açıklamak gerekirse, temsilî demokrasiden farklı olarak halkın ülke yönetimine katılmasıdır.Katılım, yurttaşların, yaşamlarını belirleyen toplumsal, siyasal ve ekonomik süreç ve gelişmeler hakkında söz sahibi olmalarıdır. Bu, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır. Katılım bireysel ve toplumsal katılım olarak iki şekilde gerçekleşiyor.

1)  Oy vermek, imza kampanyalarına katılmak, resmi makamlara dilekçe vermek, yerel ve ulusal meclis üyeleri ile iletişim kurmak, sosyal medya ve yeni teknolojiler yoluyla toplumsal ve siyasal süreçlere müdahil olmak, halka açık toplantılar, forumlar ve gösterilere katılmak bireysel katılım biçimleri olarak sayılabilir.

2) Toplumsal katılım ise devletten bağımsız, gönüllülük esasına dayalı olarak ortak bir amaç doğrultusunda bir araya gelen insanlar tarafından gerçekleştirilen tüm eylemlerdir. Bu katılım sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çeşitli toplumsal hareketleri ve yerel ölçekteki sivil inisiyatifleri de kapsayacak şekilde geniş olabilir.

Katılımcı demokrasi yurttaşların, ülkenin yönetiminde oy vermekle yetinmeyip birçok alanda aktif olarak rol aldığı bir rejimdir. Bunun anlamı şudur: Katılımcı demokraside yurttaşlar kendi yaşamlarını ilgilendiren çevresel, ekonomik, sosyal veya siyasal tartışma ve kararlara türlü yollardan katılırlar. Yerel ve ülke düzeyindeki yönetim süreçlerinde fikirlerini, önerilerini, eğilimlerini ve tercihlerini, yani iradelerini (toplamı alırsak, “Millî İrade”yi) sürekli olarak ifade etme imkânına sahiptirler. Yurttaş pasif değil aktiftir, sorumluluk sahibidir, iş yapıcıdır.

Hatırlatılması gereken önemli bir husus da katılımcı demokrasinin belirli aralıklarla yapılan seçimlerle sınırlı olmadığı hususudur. Katılım sürecinde bireylerle sivil toplum kuruluşları, baskı grupları, sendikalar, meslek odaları ve birlikleri, medya gibi oluşumlar rol alır. Böylece seçmenler hükümet politikalarını seçim dışında da etkileyebilmektedir. Temsili demokraside, halk ile seçilenler arasındaki mesafe geniş olabilir veya zamanla genişler, iletişimleri zayıflar. Katılımcı demokrasi bu sakıncayı giderir. M. K. Atatürk bunu görüp vurgulamış, halkımızı uyarmış, çözüm yolunu göstermiştir.

**

Sonuç olarak diyebilirim ki, katılımcı demokrasinin değer, kurum ve uygulamalarıyla güçlendirilmiş bir rejimde, seçim yoluyla iktidara gelenler; emanet olarak aldıkları egemenliği kolay kolay istismar edemezler, şunun bunun istifadesine sunamazlar. Her akıllarına geleni, her istediklerini yapamazlar. Hatâ yapmak hakkına bile sahip değillerdir.Temsilî demokraside bu riskler her zaman mevcuttur.  Önüne geçmenin başta gelen bir yolu “katılımcı demokrasi”dir. Yurdumuzda bu sistemin gerçekten gelişmesini ve esaslı şekilde yerleşmesini sağlamak ilk görevlerimizden olmalıdır.

__________________________.

(1) “İmar Yetkisi Politikacıların Elinden Alınmadıkça Ne Tarihimizi Ne Kültürümüzü Ne Doğamızı Koruyabiliriz”, https://adanagozcu.com/2022/08/03/imar-yetkisi-politikacilarin-elinden-alinmadikca-ne-tarihimizi-ne-kulturumuzu-ne-dogamizi-koruyabiliriz/

Azim ve Karar, 29.09.2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.