HER ŞEYİ, BÜTÜN UMUDU TEK BİR ŞAHSA BAĞLAMAK NEDEN DOĞRU DEĞİLDİR?

HER ŞEYİ, BÜTÜN UMUDU TEK BİR ŞAHSA BAĞLAMAK NEDEN DOĞRU DEĞİLDİR?
9 Nisan 2023 11:48
325
A+
A-

Cihan Dura

Atatürk Ataname‘de diyor ki,

Yurttaşlarım! Asla umutlarınızı tek bir şahsa bağlamayın. Pek değerli bile olsa, millete hizmeti, vatanın korunmasını tek bir şahsa bağlamak doğru değildir. Sizden olan bir kişiye, sizden fazla önem vermek, her şeyi milletin bir bireyinin kişiliğinde toplamak; geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu devirlere ait bir toplumsal sorunun açıklanmasını, ortaya konulmasını ve çözümlenmesini tek bir kişiden beklemek elbette ki uygun değildir, elbette ki gerekli değildir.

Hatta, bu kişi ben olsam bile!

Halkı dinleye dinleye Antalya’ya ulaştığımız uzun bir seyahatin sonunda Hasan Rıza Soyak’a yakındığım gibi: “büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum, çocuk! Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde durmaksızın dert, şikâyet dinliyoruz. Her yer derin bir yokluk, maddî ve manevî bir perişanlık içinde. Beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığı… Herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden bekliyor. Fakat nihayet ben de bir insanım, kutsî bir kuvvetim yoktur ki!”

Bütün her şeyi tek bir şahsa bağlamak ne demektir? Soru türlü şekillerde yanıtlanabilir. Ben, “acaba bu tutum bir düşünme hatasının ürünü olabilir mi” diyorum. Gerçekten,insan genelliklemantıklı düşünmez, yanlış muhakemeler yapar. Bu tür hatalar çok çeşitlidir, sayısı 100’ü aşar. Biri de “kişiyi ilahlaştırma hatası”dır.

İnsan kişiyi nasıl ilahlaştırır ve bu yanlış varsayıma göre nasıl yanlış muhakeme yapar? “Gerçeği Arayış” adlı kitabımın Düşünme Hataları: Dedüktif Yanılmalar” başlıklı bölümünden faydalanarak yanıtlıyorum.

Temel ilişkilendirme hatası (ya da benim adlandırmamla ‘kişiye odaklanma’ veya ‘kişiyi ilahlaştırma hatası) şöyle tanımlanıyor: Herhangi bir olguyu açıklamak gerektiğinde, o olgunun oluşmasını tek bir insanın etkisine bağlamak ve bütün diğer etmenleri hafife almak, hatta hiç hesaba katmamak…Tek bir insanın rolünü, etkisini abartmak; bunun dışındaki etkenlerin rolünü ihmal etmek…Peki, neden bir düşünme hatasıdır bu? Çünkü olgunun ortaya çıkışını belirleyen birçok başka faktör bulunmasına rağmen, onlar hesaba katılmadan muhakeme ediliyor ve doğal olarak yanlış sonuca varılıyor.

Somut örnekler vereyim:

-Tuttuğunuz takım, filan oyuncu veya falan antrenör sayesinde şampiyon oldu.

-A partisini iktidar yapan, lideridir. Bizi ancak o kurtarır.

-B şirketini batıran, başındaki genel müdürdür.

-Filmlerde bir jön prömiye vardır. Bütün başarılar onun eseridir.

-Gazeteciler “yüzü olmayan hikâye olmaz” der.

Verdiğim bu örneklerin hepsinde bir düşünme hatası vardır: İnsana odaklanma veya kişiyi ilahlaştırma…

“İnsanı ilahlaştırma” hatasına özellikle olumsuz olaylar açıklanırken daha çok düşülür. Örnekler:

-Savaşların suçunu insanların üzerine atarız: Birinci Dünya Savaşı’nın vebalini Saraybosnalı suikastçının boynuna, İkinci Dünya Savaşı’nınkini Hitler’e!…

-Bizde 2002 krizinin sorumlusu, elindeki Anayasa kitabını Başbakan’ın üzerine fırlatan, o zamanki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’dir.

-Bir sanatçının konserini izledikten sonra, bütün konuşmamız hep o sanatçı üzerinedir. Ne enstrümanları ile eşlik edenler ne de bestelerin kalitesi ve sahipleri aklımızın ucundan bile geçmez.

-Bazen odaklanılan kimse bir “günah keçisi” de olabilir.

Oysa yukarda verdiğim örneklerdeki hiçbir olay tek bir faktörle, belirli bir “insan”la açıklanamaz. Örneğin, savaşlar çoğu zaman tahmin edilemeyen olaylardır. Ekonomik faktörlere, finans piyasalarının durumuna, iklim koşullarına… bağlıdır. Bir şirketin başarısı sadece yöneticisinin becerisine değil, belki çok daha fazla genel ekonomik duruma, o sektörün canlılığına bağlıdır. CEO’lar kriz yaşayan sektörlerde çok daha sık değişir.

Peki, neden işlenir bu hata? Çünkü insanlar hakkında konuşmayı seviyoruz, bu bize kolay geliyor, hoş geliyor, nefsimizi tatmin ediyor. İkincisi bilgi birikimimiz yeterli değil, diğer etkenleri keşfedip değerlendirmemize ve onlar üzerinde konuşmamıza.Hata bazen bilinçli olarak da yapılabilir, diğer faktörlerin rolünü gözden uzak tutmak için.

Öyleyse, ne yapalım? “Hatasız Düşünme Sanatı” kitabının yazarı R. Dobelli şu tavsiyede bulunuyor: Dünya sahnesinde -veya bir ülkede- türlü roller almış olan insanların hiçbiri kusursuz değildir, kendi kaderlerine de hâkim değillerdir. Bir durumdan başka bir duruma savrulur dururlar. Sahnede oynanan oyunu anlamak istiyorsanız, dikkatinizin tamamını oyunculara vermeyin. Çok daha fazla, oyuncuların maruz kaldığı etkilerin dansını, hareketlerini izleyin. Ben de şunu ekleyeceğim ki, bu tavsiyeye uyulması da öncelikle kişinin o olayla ilgili bilgi ve kültürünün genişliğine bağlı. Ya da açıklama yapmak istediğimiz olayla ilgili yeterli bilgi birikimine sahip değilsek, yanlış düşünüp yanlış konuşmamak için, en iyisi, susmayı tercih etmeli.

Bir not daha: Acaba, olup biten her şeyi, ânında ‘Allah’ın işine’ bağlamamız da benzer bir düşünme hatası mıdır?

Son sözü yüksek ahlak sahibi önderimize, M. K. Atatürk’e bırakalım:

Ben ne yaptıysam, arkadaşlarımla birlikte yaptım, ulusuma dayanarak yaptım; yani tek başıma bana atfedilemez. Genel çıkarlara ait ve yaygın olan işlerimizde ve hareketlerimizde kişisel görüşlerimle değil, bütün şerefli arkadaşlarımın vicdani ve samimi birliğiyle hareket ettim, onlarla fikir alışverişinde bulundum. Büyük ve önemli işler ortak çalışmayla başarılır. Bir kişi, beş kişi, bir devlete ait olan sorunları ne düşünebilir ne çözebilir. Hiç kimse hiç kimseden daha akıllı değildir. Birlikte herkesten daha akıllıyız.

__________________________.

Kaynaklar: Cihan Dura,Ataname, Doğu Kitabevi, İst., 2019; Cihan Dura, İnsanlığın Bitmeyen Savaşı: Gerçeği Arayış, Galeati Yayınevi, Ank., 2021.

Azim ve Karar, 09.04.2023.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.