Site Rengi

PANDEMİ YÖNETİMİMİZ TIP TARİHİNDE KARA BİR SAYFA

PANDEMİ YÖNETİMİMİZ TIP TARİHİNDE KARA BİR SAYFA
REKLAM ALANI
02.05.2021
1.983
A+
A-

Aralık 2019’da Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde yeni bir virüs (SARS-CoV-2) ile oluşan enfeksiyonlar görülmeye başladığında, başta Çin olmak üzere gelişmiş tüm ülkelerde olağan bilim ve teknoloji süreçleri işlemeye başladı. Bu dizeden olmak üzere Ocak 2021’in başında Çinli bilim insanları hastaların akciğerlerinden aldıkları sıvıda virüsü izole ettiler. 12 Ocak’tavirüsün genom dizilimini/genetik özelliklerini tanımlandılar. Elde ettikleri bu bilgileri anında Dünya Grip Verilerini Paylaşma İnisiyatifi (GISAID) veri tabanı üzerinden tüm dünya bilim çevreleri ile paylaştılar.

Genelde mini canlıların özelde ise SARS-CoV-2’nin genom yapısının tanımlanması, oluşturduğu hastalığın (COVID-19) anlaşılması, tanı testlerinin (PCR) geliştirilmesi, önleme (aşı) ve tedavi (ilaç) yöntemlerinin bulunmasının ilk ve en önemli adımıdır. Nitekim bu bilgiyi alan birçok laboratuvar çalışmalara başlamış, kısa bir süre içinde tanı testleri geliştirilmiş ve dünya tarihinin en hızlı aşı üretimi başarılmıştır. Bugün adları hemen herkes tarafından bilinen, tanı testleri ve farklı yöntemler kullanılarak gerçekleştirilen aşıların üretilebilmesi tamamen Çin bilim insanlarının yaptığı bilimsel paylaşımlar sayesindedir.

ARA REKLAM ALANI

Bu paylaşımcı ortam Mart 2020 ye dek sürmüş ve bu zaman aralığında görece olarak bilimsel ve etik değerlere sadık kalındığı gözlenmiştir. Bu tarihten sonra aşı, test ve ilaç çalışmalarında endüstriyel üretim dolayısı ile de endüstriyel rekabet ortamına girilmiştir. Böylece her türlü bilimsel çalışma ve üretim ticari/endüstriyel sır perdesinin arkasına gizlenir olmuştur. Bırakın bilimsel bilgiyi ürünlerin fiyatı bile gizlenmiş, bu şart ticari sözleşmelerde bir madde haline gelmiştir.

Bu gelişme pandemi mücadelesinde, dünya egemenliğini paylaşan ülkeler dışında kalanlar özellikle geri kalmış/yoksul ülkeler aleyhine asimetrik bir tablonun oluşmasına yol açmış. Pandemi ile mücadelelerinde özellikle aşı, test, ilaç üretme ve satın alma konusunda biçare kalmışlardır. DSÖ ve bazı uluslararası vakıfların öncülüğünde bu adaletsizliği kısmen dengelemek, başta aşı olmak üzere diğer gereksinimlerin dünya ölçeğinde ve hümanist bir hakkaniyet ölçüsü ile dağıtımını sağlamak amacıyla kurulan COVBAX Girişimive GAVİ İTTİFAKI gibi kuruluşlar da yeterince etkili olamamıştır. Daha işin başında dünya egemeni ülkelerin bir kısmı bu kuruluşlara katılmamıştır.

Bu durum, gelişmemiş ülkelerde Pandemi mücadelesinin bilim dışına itilmesi yönünde kısır bir döngü yaratmıştır. Pandemi ile mücadele araçlarından (aşı, ilaç, yoğun bakım yatak ve teknolojileri) yoksun kaldıkça bilim dışı yöntemlere sarılma düzeyi de artmıştır. Bu gelişme de sürecin şeffaflığını ve demokratik yönetimini de ortadan kaldırmıştır. Bu çağda bilimsel olmayan bu nedenle de başarısızlığa uğrayan yönetimler çareyi toplumu baskılamakta ve pamdemiyi gizlemekte bulmuşlardır. Ne yazık ki Türkiye de bu grup ülkeler arasında kalmış ve bu ülkeler ile benzeşme düzeyi her geçen gün artmaktadır.

Pandeminin başlangıcında şeffaflık, bilimsel yaklaşım, ön alma, öngörme gibi nitelik ve ölçeklerde olabildiğince iyi olan en azından iyi görünen Türkiye, giderekten yönetimin başarısızlık ve biçareliğine paralel olarak tamamen şeffafve bilimsel olmayan otokratik bir yönetimine doğru evrilmiştir. Sonuçta  Pandemi yönetimi bilimsel açıdan tam bir kara delik haline gelmiştir..

İçinde sıtma ilacı olduğu söylenen bir meşrubat yok satmıştır. Tüm solunum yolu enfeksiyonlarında olduğu gibi Covid 19 için en önemli korunma aracı olan maske için “takmaya gerek yok” denilebilmiştir. Karantina ve benzeri enfeksiyon zinciri kırma yöntemleri torpili olmayanlara uygulanmış, sosyal yaşamı kısıtlama yalnızca 65 yaş üstünü kapsamış, lebalep kongreler ve cenaze namazları da dahil her türlü merasimler için gereksiz olmuş, buralarda fizik mesafeye de uyulmamıştır. 

İşin tıbbi boyutu daha da vahim.  Doğru yanıt verme yeteneği bilimsel kontrole tabi tutulmadan kullanıma sokulan PCR testleri, klinikleri ve diğer testleri çok açık bir biçimde Kovid olan hastalarda bile negatif sonuç vermiştir. Hastaların tedavisinde sıtma ilacı gibi etkili olmayan daha da kötüsü zararlı olan ilaçlar kullanılmıştır. 

Aşıların tümünde ama özellikle de Sinovac aşısında örneklemi, hiçbir örneklem yöntemine uymayan, sağlık çalışanları gibi özel ve torpilli gruplardan oluşan bir grupla üçüncü faz çalışmalarına başlanmıştır. Daha da kötüsü tıp tarihinde ilk defa erken kod kırımı yapılmış ve aşının çok yüksek düzeyde koruyucu olduğu ilan edilmiştir. Bu kabul ve ilandan sonra, etik ve ahlak dışı bir biçimde çalışmaya devam edilmiş, tekrar ve yeniden aşının yüksek bir koruyuculuğa sahip olduğu söylenmiştir. Bu yüksek koruyuculuğu aşıyı üreten ülke/firma bile kabul edip hala kendi aşısı için kullanmamaktadır. Zımmen doğru olmadığını daha da kötüsü etik bulmadığını söylemektedir.

Şimdi sıra yerli ve milli aşılara gelmiştir.  Birkaç aşımızın üçüncü faz aşamasına geldiği söylenmektedir. Bu tür çalışmalarda otuz bini aşkın ve toplumu tam temsil yeteneğinde örneklem üzerinde çalışılması gerekir. Elli yaş üstü nüfusun başka bir aşı ile aşılandığı bir ortamda üçüncü faz çalışması yapmak için toplumumuzu tam temsil eden 30.000 kişilik örneklem nereden bulunacak? Şimdiden köy görünüyor.!  Tıpkı Sinovac aşışında yapıldığı gibi her türlü bilimsel ve etik kuralın yok sayıldığı yeni üçüncü faz çalışmaları yapılacak.!

Çok güzel özdeyişlerimiz var. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonradan iliklenenlerin de hepsi yanlış olur. Bir daha düzelmesi olanaksız. Pandemi yönetiminde başarılı gözükme çabaları ile araç gereç özellikle de aşı teminindeki biçarelik bilim ve akıl dışılığı her geçen gün daha da derinleştiriyor. Maske satışının yasaklanması ile başlayan pandemi kontrolü alkol satışının yasaklanmasına kadar geldi dayandı. Özetle Türkiye’de pandemi yönetimi bilimsel açıdan tıp tarihimize kara bir sayfa olarak geçecek yok etme olanağı da yok. Bunlardan daha da beteri sürü bağışıklığı geçerli olmayan Covid 19 için, “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” diyebilme sansımız da yok..

Azim ve Karar, 02.05.2021

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Dr. Faik Sarıalioğlu dedi ki:

    Sevgili Recep,
    Yazıyı dikkatlice okudum. Her satır ve her kelimesine katılıyorum. Hastalığın klinik verileri konusundaki bilgilerin çoğu ilk 1-2 ay içindeki Çin verileridir. Hiçbir ülke kendisinde görülen milyonlarca vaka ve binlerce ölümün sağlam verilerini yayınlamadı. Tüm literatürde risk grubu kabul edilen 65 yaş üstü verileri karşılaştıran bir çalışma yok. WHO’nun sayfaları bile bu konuda bomboş.

    Aşı konusu bir başka. WHO ta işin başında %50 ve üstü koruyuculuğu olan bütün aşılara geçit vererek bilimsel çitayı yerlerde süründürdü. Ne gariptir k SARS-CoV ve MERS’e karşı 19 ve 9 yılda aşı geliştiremeyen tıp kovid-19 için onlarcasını olağanüstü bir hızda geliştirdi. Tüm aşılarda ilk veriler medya aracılığı ile hatta üretici firmaların web sayfalarından servis edildi. Faz-3 sonuçları karbon kopya misali makalelerle N Eng J Med, Lancet gibi iki dergide yayınlandı.

    Bilim dünyasının bir başka sorunu nedenini bir türlü çözemediğim şekilde ölenlere otopsi yapılmaması oldu. Bir hastalığın tüm sistemlerde yarattığı sorunlar 1000 vakalık bir otopsi serisi ile gösterilebilirdi. 3,2 milyon kişi öldü. Toplamda 320 otopsi sonucu yayınlanmadı. Yoğun Bakım ünitelerinde hastalarla yüzlerce saat geçiren personele hastalığın bulaşını önlemek için önlemler alındı da ölüden bulaşın önlemleri alınamadı.