Site Rengi

BALKAN GÖÇMENLERİ VE KENDİNE MİLLİYETÇİ DİYEN BOZGUNCULAR

<strong>BALKAN GÖÇMENLERİ VE KENDİNE MİLLİYETÇİ DİYEN BOZGUNCULAR</strong>
18.04.2023
736
A+
A-

Recep Akdur

Dünyadaki Türklerden, özünü Tengricilik, birçok efsane ve kültürel temalardan oluşan Türk Mitolojisini bilmeyen yoktur? Türklerin kökenine ilişkin olan Gökbörü ve Ergenekon Destan’larına göre ve özet bir anlatımla; Türkler, pusuya düşürülerek yok ediliyor. Canlı kalan iki çocuk ya da küçük bir grup Türk, Tengrinin gönderdiği dişi bir Kurt’un (Asena) analığı/yol göstericiliği ile gözden ırak bir bölgede tekrar çoğalıyor. Kurt onları Asya steplerinde çıkardıktan sonra, o zamanının en büyük devletlerini kuruyorlar. Asya’daki bazı doğal veya toplumsal zorlamalar/koşullar nedeniyle Viyana kapılarında son bulan bir yolculuğa çıkıyorlar. Bu yolculuk/göç, büyük oranda fetihlerle, can verip can almaylagerçekleşiyor.

Türklerin son imparatorluğu olan Osmanlı Tarihi (1299-1922), Kuruluş, Yükselme, Duraklama, Gerileme ve Dağılma olarak beş dönemde inceleniyor. İlk iki dönemde sürekli fetihler ile batıya doğru ilerleme var. Özellikle İstanbul’un fethinden (1453) sonra, Osmanlı Devleti bir imparatorluk niteliği kazanırken öte yandan da Balkan ülkeleri birer birer fethediliyor. Bu ilerleme Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümü (1579) ile başlayan Duraklama Dönemi’ne kadar sürmüş.  İlki 1529 ve ikincisi 1683’de olan Viyana Kuşatmalarının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Avrupa’daki ilerleyiş durmuş.

Karlofça Antlaşması (1579) ile başlayıp, Sokollu Mehmet paşanın ölümüne (1699) dek süren Duraklama Dönemi’nde yeni fetihler yok, ancak ciddi toprak kayıpları da yok.  Bu tarihten başlayıp Rus İmparatorluğu ile Yaş Antlaşması’nın imzalandığı (1792) yılına dek süren Gerileme Dönemi’nde; önemli miktarda toprak kaybedilerek İmparatorluğun elinde yalnızca Balkanlar ve Anadolu kalmış. Bu dönem Osmanlıya “hasta adam” denildiği ve emperyalist güçlerce topraklarınınpaylaşım planlarının yapıldığı dönemdir. Dönemin sonundaki Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ile toprakların tamamı kaybedilmiş. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ve Sevr Anlaşması (10 Ağustos 1920) imzalanmış, nihayet saltanatın kaldırılması ile1922 yılında son bulmuş.

Fethedilen yerlere Anadolu’dan göçen uç beyleri ve onlara bağlı boylar yerleştirilmiş. Bunun yanında ve dışında, fethettiği bölgelerdeki etnik gruplara sıkı bir baskı ve asimilasyon politikası uygulanmamış. Aksine iktidar onlarla paylaşılmış, vergi ve askeri sorumluluk yüklemekle yetinilmiş. Buna karşılık hem Avrupa’da hem de Anadolu’da, Türklere baskı ve negatif ayırımcılık uygulanmış. Kendini Osmanlı bakiyesi sayanlar, bu durumu savunmak için “diğer halklara baskı yapmasın diye Türkler dizginlenmiş” gibi bir gerekçenin arkasına sığınırlar. Oysaki, diğer halklar gibi öşür, asker ve şehit vererek Osmanlıyı ayakta tutanTürklerin, ayrımcılığa uğratılmasının mantıklı bir açıklaması yok. Külfeti onlar çekmiş, nimetini Saray ile birlikte diğer bazı etnik gruplar yemiş.

Gerileme özellikle de Dağılma Dönemi’nde birer birer bağımsızlığını ilan eden Balkan ülkelerinin (Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk ve Yugoslavya) yöneticileri bölgedeki Türklere karşı hoşgörü göstermemişler. Balkanları Türk ve Müslümanlardan arındırmak amacıyla baskılar/sürgünler ve hatta kırımlar yapmışlar. Bu kırımlardan kurtulabilenler, tekrar Anadolu’ya göçmek zorunda kalmış.Bu göçlerin en büyükleri; 1914-1918 Birinci; 1939-1945 İkinci Dünya Savaşları sırasında1985-1995 Sovyet sisteminin yıkılması sürecinde ve özellikle 1989 Bulgaristan göçüsırasında olmuş.

Kurtuluş savaşı, yalnızca Anadolu’da yaşayan halkın değil baskı ve kırım nedeniyle Balkanlardan tekrar Anadolu’ya dönen soydaşlarımızın da kurtuluşu/ güvencesi olmuş. Osmanlı bakiyesi zihniyet, onları geldikleri bölgeye göre, Boşnak, Yugoslav, Arnavut gibi nitelese de bu onların umurunda bile olmamış. Cumhuriyetin en sadık unsurları ve savunucuları olmuşlar. 100 Yıllık Cumhuriyet tarihinde bunun herhangi biristinası yok.

Seçim yaklaştıkça, Cumhuriyet İttifakı’nın kendine milliyetçi diyen iki küçük ortağı özellikle başkanları ve bazı üyeleri, TİP genel başkanı SayınErkan Baş ve İyi Parti Genel Başkanı Sayın Meal Akşener’e sık sık etnik, dini ya da politik nitelemeler yapıyorlar. Özellikle de “balkan göçmeni” olduklarını vurguluyorlar. Kendilerince onları itibarsızlaştırmaya/ötekileştirmeye çalışıyorlar.

Kendine milliyetçi diyen bu gruplar, yukarıda özetlenen tarihi bilmiyor mu? Elbette biliyorlar. Eğer orta okul ve lise diplomaları sahte değil ise bilmemeleri olanaksız. Bunu bildikleri halde neden her fırsatta Balkan Göçmenlerine saldırıyorlar? Çünkü bir yandan onları küstürmek öte yandan da diğer soydaşlarını onlardan soğutmak istiyorlar. Böylece emperyalist efendilerinin kendilerine verdiği “Türk ulusunu parçalama” ödevini, yerine getirmeye çalışıyorlar.

Atatürk Milliyetçileri, Balkan Göçmenlerinin, Avrupa ilerlemesi sürecinde fethedilen topraklara yerleşen soydaşlarımız olduğunun bilgisi ve bilincindedir. Kendini milliyetçi olarak tanıtan, ancak Türk tarihine ilişkin bu en yaygın bilgi ve bilinçten yoksun olanlara bilgisayarda basit bir tarama yapmalarını öneririz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kahraman komutanların yüzde otuzdan fazlasının Balkan doğumlu olduğunu hemen göreceklerdir. Çünkü onlar ve aileleri vatan kaybının acısını en iyi bilenlerdir. Bu durumu bazı tarihçiler,“Yunan mezalimi ve Başta Atatürk olmak üzere balkan doğumlu subaylar olmasa idi Kurtuluş savaşı başlamaz ve de Türkiye Cumhuriyeti kurulmazdı” diye yorumluyorlar.

Aslında özelde bu iki partinin sayın liderlerinin genelde de Balkan göçmeni yurttaşlarımızın savunmasını gerektiren bir durum yok. Buna karşın, bozguncuların söylediği her şey için gereken yanıtlar hem kendileri hem de birçok aydın tarafından verildi, veriliyor. Çoğuna katılıyorum. Yalnız bu akılsızlara yanıt veren bazı kişilerin bunları milliyetçi olarak tanımlamalarına katılmıyorum. Bunlar “milliyetçi olmadığı gibi çağdaş hukukun suç saydığı ırkçı bile değiller”. Bunlar tam bir bozguncu ve emperyalist işbirlikçisi. Birazcık aklı olan bir milliyetçi hatta ırkçı bile yurt içinde ve yurt dışında kendisine/milletine yandaş/dost kazanmaya çalışır.  Bunlar tam tersini yapıyor. Her biri halis yurttaş ve soydaşımız olan insanları ötekileştirmeye, yurttaşlarımız arasına nifak sokmaya çalışıyorlar, “emperyalizmin böl ve yut” stratejisine katkı için ellerinden geleni yapıyorlar.

Atatürk milliyetçiliğinde, hiç kimseyi ama hiç kimseyi hele bir de soyu sopu eski Türk boylarına dayanan kişileri ötekileştirmek var mıdır? Böyle bir ima, Atatürk Milliyetçiliğine kaynaklık eden Namık Kemal, Ziya Gökalp ve Hocası İsmail Hakkı Bey de asla yok. Yusuf Akçura, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mahmut Esat Bozkurt ile Yusuf Kemal Tengirşek gibi Türkçüler de de yok.

Bu bozguncular, BOP Eş başkanı ve askerleridir. Ulus devlet modası geçti diyenlerdir. Programları açıkça Türk bayrağı ve vatanına düşmanlık olan“Hizbullah ile iş birliği”, PKK ile “açılım programı” yapanlardır. Özetle bunlar emperyalizme hizmet için her vesile ile ulusal birliğimize kast edenlerdir.

Hiç kimse bu bozguncuların, provokasyonuna gelmesin,Türk ulusu bir yandan Atatürk’ün “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini savunurken öte yandan da tüm dünyadaki soydaşları ile dayanışma içindedir.  Bir yandan hiç kimsenin çakıl taşında gözü yok iken, öte yandan da tüm sınırlarımızın ve soydaşlarımızın yılmaz savunucusudur.

Azim ve Karar, 18.04.2023

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.