BİRKAÇ DOLAR İÇİN (*)

BİRKAÇ DOLAR İÇİN (*)
16 Şubat 2024 09:23
300
A+
A-

Ceyhun Balcı

Neoliberal ekonomi anlayışının kesintisiz uygulandığı son 40 yılda altın madenciliği ülkemiz gündeminde hemen her zaman ve giderek daha fazla yer buldu.

Bu madenciliğin zehir saçan yanı çevre devinimlerini tetiklese de sınır tanımaz madenciler yol almayı sürdürdü.

İliç’te çevre yıkımına neden olan altın madeni 25 yıllık bir antlaşmayla bir çok uluslu şirkete verilen ayrıcalıkla işletilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kasasına girecek olan parasal nicelik 117 milyon dolar/25 yıldır.

Aslan payını işletmeci yabancı alıp götürecektir.

Yabancı maden işletmecileri Türkiye’de etkinlik gösterirken yerli ortaksız çalışmıyor. İç kamuoyunu denetim altında tutma ve yönetim katında söz sahibi olma, başka deyişle hemen her kapıyı açma kolaylığı böylesi bir ortaklığı gerektiriyor. Ortağın yerli olmasının yanı sıra yandaş olması da bir başka vazgeçilmez koşul.

Yerli ortak ve yerli çalışanların bu denklemdeki karşılığı sus payıdır. Yöredeki işsizlerin işlendirilmesi bir tür paratöner işlevi de görür. Son 20 yılda iktidarın en büyük başarılarından birisi hemen her olumsuzluk karşısında uysallığını bozmayan bir “rıza toplumu” yaratmış olmayı başarmasıdır. Bu önemli başarım göz önüne alındığında altın madeninde iş sahibi olabilen birkaç yüz kişinin yöresel ve ulusal ölçekte sağlayacağı hoşnutluğu kestirmek hiç de güç olmasa gerektir.

Böylesi bir karşılık için yerli ortağa verilen % 20 payı çok görmemek gerekir.

Sömürgeleşme hevesi

Gelişmiş ülkelerde gözlerimizin önüne serilen iç açıcı görüntüler oralarda madencilik yapılmadığını ya da yapılsa bile olağanüstü güvenlik önlemleri altında yapıldığını düşündürür. Bu gibi ülkelerden siyanür havuzu patladı, toprak kaydı ve şu kadar nicelikte zehir toprağa, havaya, suya karıştı türünden haberler geldiğini anımsamayız.

Sömürgeler ya da sömürgeye eşdeğer ülkeler varken kendi ülkesini kirletmeyi aklından bile geçirmez vahşi batılı.

Pek az harcamayla Türkiye ve benzeri savunmasız ülkelerde (bu ülkeleri her açıdan diz çöktürülmüş ülkeler olarak da görmek olasıdır) zehirli madencilik kolaylıkla yapılır. Doğaya zehir saçıldığında kaza olarak nitelenir. Kısa süren tepkilerden sonra hiç bir şey olmamış gibi işler yoluna girer.

Emperyalizmin koçbaşı olarak madencilik

Türkiye, son hükümet döneminde doğayı kirleten, yaşamı solduran madencilik girişimlerine daha açık hale geldi.

Özellikle son 10 yılda misakı iktisadinin çökmesi ve siyasi bağımsızlığımızın bir numaralı dayanağı olan ekonomik bağımsızlığın yitirilmiş olması yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızın yabancı yağmacılara açılmasını hızlandırdı. Hemen her olumsuzluğu “dış güçler” metaforuyla açıklamaya eğilimli iktidar bu konuda sessizliği yeğledi.

Dün bir başka yerde, bugün İliç’te ve yarın kimbilir hangi yurt köşesinde yaşanacak olan çevre yıkımının ardında yatanı anlayabilmek için emperyalizmi hesaba katmak kaçınılmaz gerekliliktir.

Yirmi beş yıl sürecek altın madenciliği İliç’te son yaşanan gibi bir yıkıma neden olmasa bile ardında zehir bırakacaktı.

117 milyon dolar karşılığında tüm zehiri Türkiye’nin sırtına yüklemek kazançlı olmanın ötesinde bir tanımı hak etmez mi?

Orantısal olarak söylemek gerekirse. Topraklarımızda doğamızı zehirleme pahasına yap(tır)ılan madencilikten Türkiye Cumhuriyeti devleti kasasına giren para madenden elde edilenin yalnızca % 2’sidir. Yüzde 2 uğruna ülkemizin doğasını, yaşamını ve dolayısı ile varlığını tehlikeye atmanın ne anlama geldiğini okurun yorumuna bırakıyorum.

İktidara tutunma aracı olarak altın madenciliği

Bunca sayısal bilgiden sonra, ülkenin kazancı bu denli azken ülkeyi yönetenler altın madenciliğine nasıl olur da sıcak bakabilirler sorusu gelebilir akla?

Doğru bir sorudur kuşkusuz!

Ancak, ülkenin varlıklarının yabancı talanına ve kullanımına açılmasını yalnızca parasal getiri olarak görmemek gerekir. Bu yağma ve talana izin vermek, ülkeyi yönetenlerin koltuğunu sağlama alması bakımından paha biçilmez getiri sağlar. Elbette, iktidara ve ona yakın oligarşik yapıların kazanç sağlamak şöyle dursun yıkıcı yitimlere neden olan altın madenciliği heveslerini bu açıdan değerlendirmekte yarar vardır.

Türkiye’nin madencilik kaynaklı doğal yıkımlardan uzaklaşmasının önde gelen yolu emperyalizmin dümen suyundan ayrılmasıdır. Bunun için de ekonomik bağımsızlığın yeniden sağlanması olmaz olmazdır.

Türkler 100 yıl sonra bir kez daha emperyalizmi yenme göreviyle karşı karşıyadır!

Bu kez vatan toprağının korunmasına sağkalım görevi eklenmiştir.

Altın madenciliği Türkiye’yi yönetenlerin sömürgeleşme hevesini yansıtması bakımından da anlamlı bir ölçüttür.

(*) 117 Milyon dolar ülke nüfusuna bölündüğünde bir doları biraz geçen bir nicelik elde ediliyor. Üstelik bir yıllık değil 25 yıllık bir zaman aralığı için.

Azim ve Karar, 16.02.2024

Kaynakça