ADANA BEBEKLİ KİLİSE, KİLİSE Mİ, YOKSA TUANA KÜTÜPHANESİ MİYDİ?

ADANA BEBEKLİ KİLİSE, KİLİSE Mİ, YOKSA TUANA KÜTÜPHANESİ MİYDİ?
23 Ocak 2024 02:33
208
A+
A-

Mahiye Morgül

Yeni basılan Milli Eğitime Darbe (Nergiz yay.) kitabımı imzalamaya Adana Kitap Fuarına gittim. Gitmişken Tepebağ mahallesindeki kazıları görmek istedim. 50 yıl önce o mahalleye gelin gitmiştim. Mahallemizde bir de Bebekli Kilise vardı, onu özellikle görmek istedim. Çünkü bebekli kiliselerin Leyla Zeynep Sultan anısına yapılmış anıt müze olduğuna dair sezgilerim vardı. Çünkü Hıristiyanlıktan önce yapılmış olan Sasani bilimevlerini ilk haçlı seferleri sırasında kiliseye çevirmek modaydı, ya da korkudan “Biz de Hıristiyan oluyoruz, tamam, yıkmayın” demeler olmuştu.

Bush adında bir ABD başkanı 2001 yılında “Üçüncü bin yılın haçlı seferini başlatıyoruz” dediği zaman, ilk işi Bağdat’ı bombalayıp müzelerini soymak olmuştu. Ben de o zaman birinci yüzyılda Anadolu’da neleri yakıp yıkmışlar diye merak ettim, araştırmaya başladım. Sasani Mitra inanışını (bilim adamlarının yönettiği borçsuz dayanışma kültürü) yok etmek için Hıristiyanlık yaymaya başladıklarını kendi kaynaklarında buldum. Başta İskenderiye kütüphanesi ve şubeleri, binlerce kitap ve bilge kadınlar yakılmıştı.

Roma kralı Valerian 240’da Urfa’ya saldırdı ve Sasanilere yenildi. Aynı yıl Urfa’da Oğuzlu aristokrat bir ailede Badı Saba adıyla dünyaya gelen Leyla Zeynep, Palmira’ya Doğan beye Çölün Gelini namıyla gelin gitti. Tuanalı Doğan Bey (Utuganne) Roma ile ticaret anlaşmasını feshetti ve kendi parasını bastı, bu nedenle onu zehirleyerek öldürdüler.  Veliaht oğlu Hasan Toros Leyla Zeynep Sultan’ın kucağındaydı.  Palmira’nın Sasani bilgeleri (akil adamlar) karar verdiler, Urfalı bilge kraliçe (beş dil biliyordu) Leyla Zeynep Sultan’ın oğlu büyüyene kadar ülkeyi yönetmeye devam etmesini istediler.

Leyla Sultan Ankara Avgusto (Oğuzata) bilimevini onardı, birçok şehirde İskenderiye kütüphanesinin şubelerini açtı, Halep’i nehir taşkınlarından kurtaran kanallar açtı, vs. Yaptığı bilimevlerinde kucağında veliaht oğlu ile birlikte resmedildi. İşte onlardan biri Tepebağ’daki olmalıydı. Tepesinde iki buçuk metre yüksekliğinde ve başında Mitra tacıyla bir tunç heykel halen duruyor. Rengi siyah. Kütüphane yakıldığı içindir diye düşünüyorum. 

Kraliçemiz buğdaylı hilalli kendi parasını bastırdı, Roma’ya vergi vermeyeceğini ilan etti ve bilim adamlarıyla yönetilen bir dayanışma toplumu kurdu. Sasani devletinin antik rölyeflerinde yöneticilerin ellerinde kitap, başlarında Mitra ışıkları görülür. Bebekli Kilisedeki heykelin başındaki sivri burçlar da Mitra sembolüdür.

Anımsatayım; İslam’a davet edildiğinde “Biz zaten İslamız” diyen son Sasani kralı Yezdigirt, kızını (Şehriban Hatun’u) Hz.Hüseyin’le evlendirdi. Bu nedenle Zeynel Abidin İran’da çok değerlidir, Sasani kraliçesi Leyla Zeynep’in soyundan geldiği kabul edilir, bu nedenle İran’da Leyla Zeynep işlemeli ipek duvar halıları bulunur.

Roma kralı Gladio, kendi parasını basan Palmira kraliçesinin üstüne ordu gönderdi. Filistin’in bugün Gazze Şeridi denilen sahilinde Leyla Zeynep ordusunun başında savaştı, Roma askerlerini denize döktü. Azize İştar Opa (Gazze Strip) ünvanı aldı. Bundan birkaç yıl sonra Roma işbirlikçisi Trakyalı komutan Auralina kraliçemiz Leyla Zeynep Sultan’ın üstüne gitti. (bkz. Youtube “Auralina in Palmira” operası)

Palmira ordusu ile Roma ordusu Altınözü’de Kozdağı (Oğuz Dağı) eteklerinde karşılaştı ve yenildiler. Halen Altınözü’de kadın askerlerin mezar taşlarında “altın kalpliydiler” diye dualar yazılıdır.

Auralina, Antakya’ya gitmeden önce kral Doğan beyin ataşehri Kemerhisar’a girdi. Orada canlı hiçbir şey, köpek yavrusu bile bırakmadı. Apollonius tıp merkezini yerle bir etti ve kraliçeye “Palmira’yı da böyle yapacağım, teslim ol” diye haber saldı. Tarsus’tan geçerken şehrin ileri gelenlerinden Aziz Paulus halktan topladığı hazineleri Auralina’ya verdi, şehri onun gazabından kurtardı. Kurtardı ama bu teslimiyet onu ilk havari ilan etmelerine yaradı.

Leyla Sultan kucağında Hasan ile savaş alanından uzakta Antakya merkezde bekliyordu, onu yerli bir Yahudi aile korumaya almıştı. Kaldığı yerden Urfa’ya (veya Pülümür’e) gitmesi,  ata akrabalarından yardım istemesine karar verildi. Kırk kadın askeriyle yola çıktı, yoldayken esir alındı. Diyarbakır’da kırk kadın askeriyle konakladıkları Kırklar dağında oğlunun bakıcısı Suzan Suzi’nin ziyareti vardır!

Kraliçe Zeynep, başşehri Palmira’yı yakmamaları şartıyla kucağında oğluyla birlikte teslim oldu, kolları zincire vuruldu. Roma’ya götürülürken bir şey oldu; İstanbul boğazından geçerlerken oğlu Hasan denize atılarak öldürüldü. Kara günler o anda başladı, Leyla Sultan “küs”  oldu, beş dil bilen kraliçe Romalı hiç kimseyle konuşmadı.

Kanlı gözyaşlarıyla türkülerimizdeki Leyla o Leyla’dır. Malatya’dan “Sen de zincirleri kır Leyla Leyla”, Mahsuni’den “Tükenmek bilmiyor kara günlerim, Leyla Leyla” vb. türküler ona ağıttır.

Götürüldüğü Tivoli’de 14 Şubat 274 günü öldürüldü. Onun öldürülmesi üzerine Anadolu’da ve Arnavutluk’ta Romalı tüccarların dükkânları yakıldı. Kral Gladio tüm Roma erkeklerine 2 yıl evlilik yasağı koydu, hepsini askere aldı, Anadolu’yu yerle bir etmeye,  gök bilim merkezlerini, tıp kütüphanelerini ve antik Palmira bilim şehrini yakıp yıkmaya gönderdi. Kralın adı o zaman Zalim Gladio oldu. 

Mardin’de, kucağında bebeğiyle bir Şamani (Şimuni) Azize kilisesi var. O da Zeynep Sultan olmalıdır. Heykelin başı üzerinde istiridye kabuğu var; istiridye kabuğu, içindeki biricik inci tanesi olmaktır. Bu sembol, İran kurucu kraliçesi Anaida Semiramis’in ve Kserkses’in (Çerkez/Serhaz-Başoğuz) annesi kraliçe Artemis’in “Atargatis” (Türk Atası) sembolüdür.

Bebekli kiliseler, tıpkı Aya Sofia gibi bilimevi olarak yapılmış, sonra Roma saldırılarında yakılmış, daha sonra Katolik Haçlı işgallerinde Kilise’ye çevrilmiş olmalıdır.  

Eğer bugün Adana’da, başında Mitra tacıyla bir kadın heykeli varsa bu heykel Tuana kraliçesi, Mitra Kızı, bilimin hamisi, Sasani Halifesi Leyla Zeynep Sultan’dır.  

 Suriye’de halen kullanılan paranın üzerinde ve posta pulunda Zeynep /Zenobia resimleri vardır.  Pulda, kraliçemizin başında Mitra miğferi görülür.

 Kraliçenin parasındaki resim onun halifeliğinin de resmidir. Başı hilale dönüktür, kutlu Hilal’in kızıdır ve kutsal buğday başağı başının üzerinden aşmaktadır. Başındaki kurdele ise Pers komutanlarının da başına taktıkları kızıl kurdele olup kendini halkına kurban adamış demektir. Buğdayın kutsanması Sasanilerden İslam’a geçmiştir.

Bugün küresel efendiler, paranın egemenleri, üçüncü bin yılda tarihi yeniden sıfırlamayı planladılar. Bizi bize yok ettiriyorlar. Kütüphanelerimizi çöpe atmaya biz mecbur ediliyoruz. Beyinlerimize “az olan iyidir” diye kodlama yapılıyor. Çünkü eski ders kitaplarında onlara göre çok bilgi vardı. “Ezberci eğitimi değiştiriyoruz” diyor. Onlara hafızası olmayan nesiller gerek.

Ders kitaplarında yeni sözcükler görüyoruz, kavramlar anlam değiştirmiş halde, her yıl yeniden daha karmaşık basılıyor kitaplar. Hep uzayda geçiyor okuma metinleri. Her yıl daha uçuk kaçık masallar doluyor kitaplara. Çocukların beyni bulandı.

Çizimli geometri kaldırıldı. Pergel, cetvel, iletki tutmamaktan çocuklarımızın ellerinde kas oluşmadı. Kötülük resimlerine bakmaktan anksiyete, panik atak oldular. Boşluğa odaklanmaktan intihara sürükleniyorlar. Yeni nesil fiziksel, zihinsel ve ruhsal hasta oldu.

Eğitim anlatırken tarih konularına neden yer verdiğimi okurlarım merak ediyor. Çünkü tarih tekerrür ediyor. Yeniden bilimsel olan ne varsa saldırı altındadır. Tarihimiz de yok ediliyor.  

2005 yılından itibaren yazdığım, Milli Eğitimde Emperyalist Kuşatma, Eğitim Küresel Piyasaya Teslim, Okulda Zihin Terörü ve sonuncusu Nergiz yayınlarında Ocak 2024’de basılan Milli Eğitime Darbe adlı eğitim kitaplarımda arada böyle Köleci Roma dönemine gidip geliyorum. Direnişçi kutlu analarımız düşüyor önüme, bizi tarihten silemediklerini öğreniyorum.

Bugün paranın efendileri başlattıkları yeni haçlı seferiyle Ilımlı İslam diye bir din getirmek istiyorlar. Yani, faize ve köle tacirlerine direnmeyen bir İslam. Din eğitimi dahil tüm ders kitaplarını değerler eğitimi adı altında Protestan Evangelizminin “değerleriyle” doldurdular, kendi tarihî değerlerimizi ise kötü resmederek iticileştirdiler. Hatta Zeyna filmiyle Leyla Zeynep Sultanımızı vahşi orman kadını yaptılar.

Bugün eğitimde yaşadığımız bilimin yok edilişini, yeni resetlemeyi, yeni haçlı seferini, yani devam eden eğitimde küresel darbeyi gün be gün yazmam gerekiyordu. İki bin yıl önceki sıfırlanışımızı (Milatı) anlatabilirsem bunu da anlatabilirdim.

12-13 Ocak 2024’da Adana kitap fuarı bir fırsattı, imzadaydım. Şanssızlık, Adana İl Milli Eğitim standıyla karşı karşıya düştük. Kitabımın kapak adı onları doğaldır ki rahatsız etti. Ben de onların okullara dağıttığı kitaplardan rahatsızım. Kader bizi aynı fuarda karşı karşıya getirdi ve onların şikâyeti üzerine fuar organizasyonu kitabımın afişini kaldırdı. Ertesi gün yayınevinin standı tümden kaldırıldı. Bunun yorumunu okura bırakıyorum. Kitabım ilk sansürü Adana’da aldı. Tuana Kütüphanesi geldi aklıma.

Şimdi soruyorum.

Adana Bebekli Kilise denilen yerde gördüğümüz kadın heykeli Meryem Ana mıdır,  yoksa başında Mitra tacıyla Tuana kraliçesi Leyla Zeynep Sultan mıdır?

Tuana demek, halkına kol kanat geren Doğan beylerin yönettiği, köleliğin ve faizin olmadığı, tıbbın ve bilimin halka hizmet olarak yapıldığı yer demektir. Tarihte Hipokrat yemini Kemerhisar’da doğmuştur. Bence Adana Yılanlı Kale’de tıp tarihi araştırmaları yapılmalıdır. Tıp tarihinde bu bölge aile boyu Apollonius (Apa-ulu Ana-us) bilginlerinin yetiştiği yerdir.

Tuanalı Apollonius 1.yy’da şöyle der:

Siz ey Aspendos’un Romalı zenginleri. Toprağı kendinizin zannettiniz; oysa toprak hepimizindir. Gerçeği söyledim diye beni hapse attınız; ya söylemeseydim daha kötüsü ne olabilirdi!”

Şimdi ben, Apollonius’tan iki bin yıl sonra bugün, tekrar ediyorum:

Türk Milli Eğitimine Dünya Bankası tarafından 1995’den beri indirilen darbeyi, Cumhuriyetimizin bilimsel eğitimi bilimdışı ders materyalleri hazırlayan bir küresel şirkete teslim edilerek nasıl bitirildi, yazıyorum. Çocuklarımız bugün o güç odaklarının kölesi olacak şekilde yetiştirilmektedir. Bu bir sömürge eğitimidir, onu yazıyorum.

Ya hiç yazmasaydım daha kötüsü ne olabilirdi?

Adanalıları Tuana Kütüphanesiyle ve bilimin hamisi kraliçeleriyle buluşturdum, bu da beni huzurlu kılmaya yetti. 

MİLLİ EĞİTİME DARBE kitabımı basarak beni Adana’ya imza gününe götüren Nergiz Yayınevi sahibi Ahmet Nergiz’e okurlarım adına teşekkür ediyorum.

Azim ve Karar, 19.01.2024