Site Rengi

KOD 8-18-12: DOLARIN GECE UÇUŞU

29.12.2021
232
A+
A-

Cihan Dura

Her şey Dolar kurundaki ‘çılgın’ yükselişle başladı. Kur Ocak 2021’de yaklaşık 7,5 TL idi. Eylül ayına kadar 8 TL’nin biraz üzerinde kaldı. Ve Ekim 2021… Kur ok gibi yukarı tırmanışa geçti. 16,5 TL … Derken, hız kesmedi 18, 36 TL oldu. 

20 Aralık Pazartesi akşamı… Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan “Kur korumalı TL mevduat” önlemini açıklıyor. Durum birden değişiyor, geri harekât başlıyor: 18,36 TL’ye yerleşmiş görünen dolar kuru hızla yön değiştiriyor; tam bir ricat: yıldırım hızıyla 12-13 TL seviyesine düşüyor, orada çakılıp kalıyor.

●Tarih 22 Aralık 2021… Sosyal medyada, basında, TV kanallarında, bütün gün haberler, türlü iddialar, şayialar uçuşuyor.Bini bir para; hangisi doğru, hangisi yalan, bilinemiyor. Biri ise inanılmaz: İstanbul yeni havalimanı, 1,5 ton ağırlığında çuvallar, içleri dolar dolu, uçak BAE’den geldi. Başka bir değerlendirme: Dolar’ı bilerek yukarı ittiler, bilerek düşürdüler!

Bir gözlem ve yorum: Cumhurbaşkanı’nın 20 Aralık akşamı açıklamasını yaptığı sırada Türkiye piyasaları kapalıydı; ancak uluslararası platformlarda işlem yapılabiliyor. Aynı saatlerde, kamu bankaları platformlarda döviz satışı yaptı, kimi özel bankalar da katıldı. Bir “arka kapı” operasyonu mu?Yorumlar şöyle: T.C. Merkez Bankası 20/21 Aralık gecesi dövize doğrudan müdahale etmedi. Ne var ki, rezervlerdeki döviz miktarı 7 milyar dolar azalmıştı! Bunun anlamı şuydu: Kamu bankaları aracılığıyla piyasaya ‘arka kapıdan’ Dolar satışı yapıldı. 20/21 Aralık’ta piyasaya 3,65 TL üzerinden 7 milyar dolar satılmıştı, bu satış büyük olasılıkla 23 Aralık’ta da devam etmişti.

● Bir iddia daha!… Büyük bir vurgun mu yapıldı? Doların 12 TL’ye düşeceğini nereden bildiler? 20 Aralık operasyonu büyük finansörlere sızdırılmış olabilir mi? Tüyo alanlar dolarlarını 18’den satıp 12’den geri alarak bir gün içinde dolar başına 6 lira mı kazandı? Çuvalı dolar dolu olanlar servetlerine saatler içinde bir çuval daha mı ekledi? Alım satımda siyasetçiler ve bürokratlar da mı var?  Eğer öyle ise, bu bir vurgun, yasa dışı, büyük bir suç: “Insidertrading” yani  ‘içerden öğrenenlerin ticareti’ suçu… Bu, şu demek: Henüz kamuya açıklanmamış bilgileri, üçüncü şahıslara menfaat sağlamak amacıyla kullanmak, sermaye piyasasında fırsat eşitliğini bozarak haksız kazanç sağlamak…  Bu suça ‘bilgi suistimali’ adı da veriliyor. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47. maddesinde şöyle tanımlanıyor: “Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri kendisine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanarak sermaye piyasasında işlem yapanlar arasındaki fırsat eşitliğini bozacak şekilde mal varlığına yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmek.”

8 ve 18 lira arasında gerçekleşen rant ile kimler servetine servet kattı, kimler kaybetti? 1 milyon dolar satıp alan bir finansör (Kur önce 18, sonra 12) bir gün içinde 6 milyon TL kazandı. Bunun tam tersi işlemleri ise, küçük yatırımcılar yaptı, tabii aynı miktarda kaybettiler. Paralar halkın cebinden zengin kasalarına boşaltıldı. Yorumlar şöyle: Oligarşi millete kur tuzağı kurdu. ‘En şeytani’ soygunlardan birisi yapıldı. Çarpılan küçük yatırımcı oldu. Faiz baskılanıp döviz kuru patlayınca, on binlerce yurttaşımız birikimini korumak umuduyla dolara yöneldi. Bakın, Hazine ve Maliye Bakanı N. Nebati ne dedi: “15 liradan, 16 liradan, 17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil. Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar.”

Ya hazinenin, “Döviz Kuru Garantili Faiz” ödemesi… o nedir? “Halkın vergilerinden zenginlere faiz rantı kazandıran sistem” olabilir mi?

● Yolsuzlukların ayyuka çıktığı, zenginin sürekli yoksulu soyduğu bir devlet ayakta kalamaz. Çünkü ülkede sosyal ahlak ayaklar altındadır. Ülkede artık ne bilim kalır ne demokrasi ne bağımsızlık. Çatışmalar başlar, Milli birlik biter, millet dağılır. Yolsuzlukların alıp yürümesi bu kadar tehlikelidir. Öyleyse, nedir yolsuzluk, nasıl bir şeydir, ona da özetle değinerek yazımızı bitirelim.

Yolsuzluk kısaca “bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanmaktır.” Bu olgu, en geniş çaplı olarak siyasî ortamda kendini gösterir. Bu takdirde “politik yozlaşma” adıyla anılır. Politik yozlaşma politikacıların, baskı ve çıkar gruplarının, yani politik karar alıcıların özel (kişisel, kurumsal) çıkar sağlamak amacıyla, toplumda mevcut kuralları ihlal edici davranış ve eylemlerde bulunmalarıdır. Politik yozlaşmanın başlıca şekilleri şunlardır: Rüşvet, zimmet, partizanlık ve patronaj, adam kayırmacılık, oy ticareti, lobicilik, rant kollama, kamu sırrını sızdırma, gönül yapma, politik dalavere.

Politik yozlaşma, toplumu ve devleti kemirir. Sosyal ahlakı bozar. Kaynak israfına yol açar, gelir dağılımını olumsuz etkiler. Halkı devletinden soğutur, sosyal çatışmaları tetikler. Dayanışmayı, ulusal birliği zayıflatır.

– 2012’de yapılmış uluslararası bir yolsuzluk anketine göre Türkiye’de üst düzey yöneticilerin yüzde 52’si, iş hayatında rüşvet ve yolsuzluğun çok yaygın olduğuna inanıyor. Yüzde 56’sına göre rüşvet ve yolsuzluk, ekonominin kötüye gitmesi, yani ekonomik kriz nedeniyle artmıştır. İş kaybetmemek veya yeni iş almak için nakit rüşvet verebileceğini belirten yöneticilerin oranı; dünyada yüzde 15, Türkiye’de yüzde 16’dır.

– Prof. Dr. S. Kemal Erol’un yazdığına göre, bir ülkede yolsuzlukların derecesi o ülkenin yönetim kadrosu, bunların ahlakı ve davranışları ile yakından ilişkilidir. Eğer yöneticiler yolsuzluğa batmış durumda ise, o ülkede hâkim olan rejime kleptokrasiadı veriliyor. Kleptokrasi, “bir ülkede iktidarı ele geçiren bir siyasal grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soymaları şeklinde kendisini gösteren bir rejim”dir. Kleptokrat ise “hırsızlar rejimini yürüten, ülkede güç sahibi olan politikacı”dır.

Devletin anayasasında “sosyal devlet” taahhüdü olsa bile, bu ancak yazıda kalır; çünkü devlet artık onu her şeyi ile peşkeş çekenlerin eline düşmüştür. İnsan haklarını her alanda çiğneyen kleptokrat yönetim; rüşveti, bürokraside bir kural haline getirir. Hırsızlığı demokrasi içerikli söylemlerle kamufle ederek yoksul kesimleri soygunlarıyla daha da fakirleştiren bir çete iktidarı; ülke içinde devletin kurmuş olduğu iletişim kurumlarını, limanları, sanayi yatırımlarını ve yeraltı zenginliklerini yerli ve yabancı kapitalistlere peşkeş çeker.

Karşıtlarının yok oluşundan haz duyan kleptokrat, kendi güvenliği açısından endişelere kapılarak zırhlı koruma birliklerini artırır; bir polis devleti kurma çabası içine girer. Ülke sorunları büyüdükçe, bundan başkalarını sorumlu tutar. Kimseye güvenmez; kararları hep kendisi almak ister, ama her şeyi yüzüne gözüne bulaştırır.

Dinci otoritenin devleti ele geçirdiği teokrasilerde, kleptokrasi ile sarmaş dolaş bir yönetimin olması ihtimali yüksektir. Din kisvesi altında gizlenerek devleti ve halkı soyan yönetimlere tarihte çok rastlanmıştır. Kişisel hak ve özgürlükler dinî kurallara göre ayarlanırken, devletin ve halkın malları yağma edilmiştir.

Azim ve Karar, 29.12.2021

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.