Site Rengi

SIĞINMACI SEVKİYATLARI DEVLETİMİZİN TEMELİNİ SARSABİLİR

SIĞINMACI SEVKİYATLARI DEVLETİMİZİN TEMELİNİ SARSABİLİR
11.06.2022
415
A+
A-

Cihan Dura

Ülkemize yönelik göçmen sevkiyatları başta gelen bir sorunumuz olmaya devam ediyor. Önceki yazılarımda bu düzensiz girişlerin tehlikeleri üzerinde durmuş, demografik yapımızı bozucu, millî birliğimizi tahrip edici etkilerini öncelikle vurgulamıştım.

Kuşkusuz başka birçok zararlı etkilerde söz konusudur. Değerli bir aydınımız, Prof. Dr. Hilmi Özden bu etkilere “Türkiye emperyalistler tarafından işgal edilirse, sığınmacılar ve vatandaşlık satın alanlar kimi destekler?” sorusunu yanıtlayarak dikkatimizi çekiyor*. Şöyle özetlenebilir: Osmanlı döneminde yaşanan Arap isyan ve ihaneti yeniden karşımıza çıkabilir. Emperyalist devletlerin desteği arkasında olan Afganlı ve Suriyeli gruplar, Türkiye’ye karşı bir cephe oluşturabilir. Sığınmacılara ve dünyanın her yerinden gelenlere Türk vatandaşlığı satıldıkça, geleceğin Türkiye’sinde başta Türk Ordusu ve Türk güvenlik güçleri olmak üzere hayatî kurumlarımız mozaikleşir, ulusal olmaktan çıkar. Resmî dilin Türkçe olması tehlikeye girer

Bir diğer değerli aydınımız da, Türk Denizcilik ve Global Stratejiler MerkeziBaşkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı aşağıdaki tehlikeler üzerinde duruyor**.

– Kayıtsız göçlerin espiyonaj, casusluk tehlikesini beraberinde getirmesi. Sığınmacıların sabıka ve sağlık kayıtlarının bilinmemesi. Her kayıtsız sığınmacının aynı zamanda kayıtsız işçi olması. Göçmenlerin kendi içlerindeki çatışmaların sorun yaratması. Sınır ötesi etkilere karşı ülkemizin savunmasız duruma düşürülmesi.

Millî birlik ve beraberliğin bozulması ve kargaşaortamı oluşmasında tetikleyici rol oynayabilmeleri. Türkiye’yi narko-terör riski ile karşı karşıya bırakmaları. Türk halkını provokatif eylemlerle kışkırtarak huzursuzluk ve düzensizlik yaratmaları.

– Göçlerin ulus devletimizi çökertmek amacıyla küresel güçlerce planlanmış olması.

Ayrıntıya girersek, Sayın Yaycı şunları söylüyor:

●”Suriyeliler, 2011’de başlayan iç savaş sonrası ülkemize gelmiş, açık kapı politikası izleyen hükümetçe kendilerine geçici koruma statüsü verilmiştir. Ülkemize ‘geçici’ olarak yerleşmişler, ancak ‘kalıcı’ olmuşlardır. Resmî rakamlara göre Türkiye’de 5 milyon civarında kayıtlı mülteci, sığınmacı ve düzensiz göçmen bulunmaktadır (gayri resmi rakamlara göre bu sayı 10 milyonu buluyor. cd). Suriyeliler kamplarda kalmaları gerekirken, yurdun istisnasız her tarafına yayılmış durumdadır. Örneğin, Kilis’in %74’ü Suriyelidir. Durum birçok yerde böyle olup tehlikelidir, gelecekte daha büyük tehlikelere gebedir.

Suriyelilerin özellikle sınır bölgelerinde ikamet ediyor olması; gerek kendi içlerinde çatışmalar sorun yaratacak gerekse sınır ötesinden gelecek etkilere karşı ülkemizi savunmasız duruma düşürebilecektir. Suriyelilerin bir kısmının geldikleri ülkelerdeki sabıka ve sağlık kayıtları hakkında bilgi yoktur.

Demografik yapımız şimdiden çok ciddi şekilde bozulmuştur, daha da bozulacaktır. Bazı şehirlerde Suriyeli nüfusu korkutucu boyutlara ulaşmıştır. Bu hızla arttığı takdirde en fazla 10 yıl içerisinde Türkiye nüfusunun %15’ine yakını Suriyeli olacaktır. Özetle demografik yapımız, millî birliğimiz, ulus kimliğimiz hepsi çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor. Öte yandan, insani yardımdan söz ediliyor. Ancak insani yardım sadece Türkiye’nin borcu değildir. Diğer devletlerin hiçbiri bu kadar yüksek oranda sığınmacı yükünün altına girmemiştir, girmemektedir. Dünyadaki en yüksek göçmen nüfusu Türkiye’de bulunuyor.

Bununla beraber Suriyeli Türkmenleri kesin olarak diğerlerinden ayrı tutmamız ve ayrı değerlendirmemiz gerekir. Onlar Afrin ve Suriye’deki diğer şehirlerde, oraları muhafaza için Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte mücadele ediyorlar.

● Son dönemlerde Afganistan‘dan da düzensiz göçmen girişleri başladı. Afganlar sınırlarımızı kolayca geçerek, Türkiye’de istedikleri kente gidip yerleşebiliyor. İnanılması zor ve kabul edilemez görüntüler oluşuyor.

Afganistanlı göçmenler sorunu da çok ciddi tehlikeler içeriyor. Türkiye’nin sosyolojik kırılmasına sebep oluyor. Millî birlik ve beraberliğin bozulmasına yol açacak ve “3K kuralı denilen karmaşa, kargaşa, kaos’ ortamı” oluşmasında tetikleyici rol oynayacak bir potansiyele sahip bulunuyor. Hatta yakın bir gelecekte devletimizin temellerini sarsabilecek bir tehlike ile karşı karşıya kalabiliriz. Dünya eroin üretiminin %90’ı Afganistan’da yapılmaktadır. Bu uyuşturucu, Türkiye üzerinden Balkan rotası ile Avrupa’ya ulaşmaktadır. Türkiye’ye gelen sığınmacılar ülkemizi narko-terör anlamında ciddi bir risk ile karşı karşıya bırakıyor.

Türkiye’ye giren her kayıtsız sığınmacının aynı zamanda kayıtsız işçi olması hem Türk vatandaşlarının hem Türk devletinin zararınadır. Bu göç akınları aslında ulus-devletleri yıkmak için kullanılan araçlardan biridir. Ayrıca çeşitli vakıflar ve fonlar yoluyla göçleri ve göçmenleri sempatik gösterme maksadıyla çalışmalar da yapılmaktadır. Kayıtsız göçler espiyonaj, casusluk tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bir strateji olarak, Türk halkını provokatif eylemlerle kışkırtarak, huzuru bozacak düzensizliklerin de kaynağı olabilir.

● Ne yapmalıdır?Göç sorununa karşı öncelikle sınır güvenliği sağlanmalıdır. Avrupa Birliği ve Yunanistan ile imzalanmış olan Geri Kabul Antlaşması iptal edilmelidir. Bu anlaşmanın bize hiçbir faydası olmamıştır, aksine birçok zararı dokunmuştur (C. Yaycı).

Emperyalizmin kullandığı yöntemlerden biri de hedef ülkelere yapılan ‘sığınmacı ‘sevkiyatları’dır, göç mühendisliğidir. Göç artık bir etik sorun değil askeri ve politik bir silah olarak görülmektedir. Stratejik ve taktik amaçlarla ülkemize insan ve personel yığınları gönderiliyor. Türkiye bu istilaların ilk hedeflerinden biri olmuştur***. 

Göç sorununun anlaşılması bütünsel yaklaşım gerektirir. Geleceği, ufkun ötesini görmek lazımdır. Göçlerin ekonomik yönünden kat kat önemli olan sosyal yönleri vardır. Eğer önlem alınmazsa 5-10 yıl geçmeden başımıza çok büyük belalar açılabilir. Etkileri gizli başlayacak, yavaş yavaş gelişecek, olgunlaşınca en ağır sonuçları doğuracaktır. Sorun yalnızca siyasetçilere bırakılamayacak derecede ciddi bir sorundur.

Uzun vade için şunları söyleyebilirim: Bir ülkede yalnızca siyasetçilere bırakılamayacak stratejik sorunlar vardır. Bu sorunlara ilişkin nihai karar asla siyasi iktidarlara bırakılmamalıdır.  İzlenecek bir yol etkili bir katılımcı demokrasi uygulamasıdır. Atatürk’ün çok büyük önem verdiği toplumsal çalışmalar yolu da var. Bireyler olarak, platformlar, ekipler, dernekler, vakıflar… çerçevesinde toplumsal çalışmalara büyük önem vermelidir. Bu çalışmalar ülke yönetimini belirleyici bir güce kavuşmalıdır. Bu yoldan da siyasetçilerin kararlarını disiplin altına almanın, bir düzen ve mantığa, sosyal ahlaka bağlamanın yolları bulunmalıdır.

_________________________.

*Cihan Dura, Sığınmacı İstilası Türkiye’nin Geleceğini Nasıl Etkileyecek? https://www.cihandura.com/tr/makale/SIGINMACI_ISTILASI_TURKIYENIN_GELECEGINI_NASIL_ETKILEYECEK

** Orhan UĞUROĞLU, “Türkiye-AB ‘Geri Kabul Anlaşması’ iptal edilmeli”, Yeniçağ, 25.5.2022.

*** Cihan Dura, “Bağımsızlığımıza Yöneltilen Sinsi Silah: Sığınmacı Akınları”, https://www.cihandura.com/tr/makale/BAGIMSIZLIGIMIZA_YONELTILEN_SINSI_SILAH_SIGINMACI_AKINLARI

Azim ve Karar, 12.06.2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.