Site Rengi

KÜÇÜK AMERİKA, BÜYÜĞÜNE BENZEMİŞ Mİ?

KÜÇÜK AMERİKA, BÜYÜĞÜNE BENZEMİŞ Mİ?
21.08.2022
122
A+
A-

Mustafa Kaymakçı

 “Türkiye Küçük Amerika olacak” söylemi, Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkileri, küresel sisteme entegrasyonu, kalkınması ve piyasa ekonomisinin geliştirilmesi gibi konularda çeşitli siyasetçiler tarafından dile getirilen bir hedefti. 

Bu sözün sahipleri olarak kaynaklarda Celal Bayar, Adnan Menderes ve Nihat Erim gibi adlar belirtiliyor.

Gelelim şimdi Büyük Amerika’nın durumuna.

Dünyanın En Zengin Ülkesinde 50 Milyon Aç!

Tırnak içindeki cümleler, National Geographic /Türkiye sayılarından alındı.

« Iowa´nın Mitchell ilçesinde gri-sarı bir sabah. Christina Dreier, oğlu Keagan´ı kahvaltı etmeden okula gönderiyor…(Keagan) Anaokulunda sunulan yemeği yemeyi reddediyor. Mutfaktaki erzağı tükenmeye yüz tutan Dreier ona -kendi iyiliği adına- sert davranmaya karar vermiş. Keagan´ı okula aç gönderirse, belki de hiçbir ücret ödemeyeceği bu kahvaltıyı edeceğini, böylece evde öğle yemeği için daha fazla erzak olacağını düşünüyor.

Dreier uyguladığı bu stratejinin geri tepebileceğini biliyor. Nitekim öyle de oluyor. Keagan okulda kahvaltı etmiyor. Ve öğlen o kadar acıkıyor ki, Keagan´ı ve kız kardeşini doyurma telaşındaki Dreier buzdolabında arta kalan ne var ne yok hepsini birbirine karıştırıyor. …Bir önceki hafta gıda bankasından aldığı yiyeceklerin hemen hepsi tükenmiş. Kendi öğle yemeği de çocukların tabaklarında kalan patates artıkları olacak. ‘Ancak yeterli yiyecek varsa öğle yemeği yiyorum,’ diyor. ‘Çocuklar daha önemli. Önce onların doyması gerekiyor.’ Dreier´ın günleri çocuklarını doyuramama korkusu içinde geçiyor. Kocası Jim´le birlikte ödenecek faturalar arasında önceliğe göre seçim yapıyorlar -duruma göre kira yerine telefonu ödüyorlar, benzin parasını yakıt faturasını ödemek için kullanıyorlar. Böylece gıda bankası tarafından kendilerine verilmeyen ya da Ek Beslenme Yardımı Programı´dan (SNAP) aldıkları yiyecek kuponlarıyla karşılayamadıkları şeyler için para ayırmaya çalışıyorlar”.

Bu alıntıdan sonra tespitlerimizi yapalım:

  • Amerika Birleşik Devletleri’nde açlık çeken insanların sayısı 50 milyon civarında . Bu sayı 1960 yılına göre 5 kat artış göstermiş. Ülkede her altı kişiden biri, yılda en az bir kez yiyeceksiz kalmış.
  • Ek Beslenme Yardımı Programı kapsamında her yıl 75 milyar yardım yapılmış. Öğün başına 1.5 dolar para düşüyor.
  • 11 eyalette 5 yaşın altındaki çocukların yüzde 20’inden fazlası aç kalma tehlikesi ile karşı karşıya. 18 yaşın altındaki 16.5 milyon çocuk ise vücut ve beyin gelişmesi açısından yetersiz besleniyormuş.
  • Zengin ve yoksul arasındaki uçurum giderek büyümüş. Uçurum insanları, Jack London’un «Demir Ökçesi” romanını aratmayacak düzeyde imiş.
  • Gıda yardımı alan kişilerin çoğu şişman. Çünkü insanlar kaliteli besin yerine enerjisi yüksek ve ucuz besinler tüketmek zorunda kalmakta. Açlık ve şişmanlık manzaranın iki farklı yüzü. Üstelik şişmanlık arttıkça sağlık harcamaları da artıyor.
  • Kent içindeki evlerin fiyatları artmış ve çalışan yoksullar dış mahallere itilmiş.
  • Tarımsal üretimde yapılan desteklerin çoğu, genelde büyük tarım şirketleri ve (onların denetimindeki)kooperatifler tarafından üretilen birkaç temel ürüne(mısır ve soya gibi) aktarılıyormuş. Küçük ve orta ölçekli işletmeler giderek yoksullaşmış ve tasfiye edilmiş. Yine John Steinbeck´in yazdığı «Gazap Üzümleri” gerçekleştirilmiş.”

Kısaca, ABD’deuygulanan ekonomi politikalar, yoksulluk ve açlığı hat aşamaya çıkarmış durumda. Çalışan milyonlarca Amerikalı bir sonraki öğünde yiyecek bir şey bulup bulamayacağını bilmiyor.

Büyük Amerika’ya benzetilmek istenen Türkiye ne durumda?

Iowa´nın Mitchell ilçesi yerine  İstanbul’unArnavutköy, Çatalca ya da Sultanbeyli ilçelerini, anne Christina ve  oğlu Keagan yerine Fatma ve Ahmet’i,baba Jim yerine Fikri’yive Ek Beslenme Yardımı Programı yerine “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çatısı altında faaliyet gösteren Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’nü koyalım.

2021 yılında 27 milyon 189 bin 433 kişi yardım almış.

Geçen yıl 5 milyon 903 bin 515 hane sosyal yardımlardan  yararlanırken bu hanelerden 2 milyon 476 bin 457’si düzenli, 5 milyon 276 bin 998’i süreli, 1 milyon 849 bin 940 hane ise hem düzenli hem de süreli yardımlardan  yararlanmış.

Kısaca Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 32’si yardımlarla ayakta.

Gelinen noktada  birkaç tespit yapalım. Aslındayaşayanlar biliyor.

  • Nüfusun yüzde 95’inden fazlası nitelikle sağlık hizmetlerine ulaşamıyor.
  • Dengesiz ve yetersiz besleme de önemli sorunlarımız var. Aşırı şişmanlık ve şeker hastalığında da Avrupa Birliği’nde birinci olmuşuz. Çocuklarımızda gelişme geriliği gözlemleniyor.
  • İnsanlarımız pazarda ete, süte, sebzeye ve meyveye ulaşılamıyor.
  • İşsizlik yüzde 20’leri aşmış durumda.
  • Eğitim, imam hatipleşmiş.
  • Nitelikli üniversite mezunlarının hedefi Avrupa’ya kapak atmak.

Ne dersiniz her gün TV haberlerinde gördüğümüz bu değil mi? Küçük değil, büyükAmerika’ya benzemişiz

Neden böyle olduk?

Türkiye’de önce küresel sistemin çıkarlarıyla  bütünleşen sermaye iktidarı, 1980 yıllardan sonra  ithal ikameci ekonomi politikalardan ihracata dayalı modele geçti. En sonunda kapitalizmin en sömürücü kanadı olan mali sermaye (finans kapital) aşamasına geldik.

Mali sermaye / finans kapital çok mutlu. Gazete haberlerine göre bankacılık sektörünün Haziran 2022 sonu itibarıyla ilk altı ay dönem net kârı 169 milyar 145 milyon lira olmuş.

Bu kar artışı ise uygulanan dolaylı gelir vergisi yoluyla fakirden alınmış.

Bir başka deyişle fakir zengini beslemiş ve semirtmiş.

Finans kapital kârına bakıyor; yoksulluk ve işsizliğin artması,gelir dağılımının aşırı bozulması  umurundadeğil.

Azim ve Karar, 21 Ağustos 2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.