Site Rengi

KİLİSE BOMBASININ TÜRKİYE’YE FATURASI

KİLİSE BOMBASININ TÜRKİYE’YE FATURASI
07.03.2022
300
A+
A-

Hüseyin Özbek

Slav kökenli iki halk olan Rusların ve Ukraynalıların, etnik, kültürel, dinsel, mezhepsel paydaları yaşanan savaşı önlemekte niçin yeterli olmamıştır? 

Kiev ve Moskova Knezliğinden, Çarlık Rusya’sına, 1917 devriminden Sovyetlerin dağılmasına kadar süren siyasal, kültürel, dinsel yakınlık hangi nedenlerle düşünsel ve duygusal bir kopuşa dönüşmüştür?

Emperyal sistemin, Ukrayna’yı, Rusya’nın etki alanından uzaklaştırıp, ABD – AB’nin çekim alanına sokmak stratejisinin arka planında neler vardır? Ukrayna’nın batıya bağlanmasının Rusya açısından kabullenilmesi olası mıdır? Batının, Ukrayna için biçtiği misyonun gerçekleşmesi halinde Rusya’nın uğrayacağı çok yönlü kayıplar iyice hesaplanmış mıdır? Kuzeyimizde kopan kıyametin yerini kısa zamanda sükûnete terk etmesi ihtimali var mıdır?

Hiç kuşkusuz sorular soruları kovalayacak, sorunun basit yanıtlarının ve kolay çözümlerinin olmadığı ortaya çıkacaktır. Biz, Türkiye’yi ilgilendiren son bir soruyla konunun şimdilik pek konuşulmayan bir başka yönüne dikkat çekelim. 

Ülkeyi yönetenler, Fener Rum Patrikhanesinin, Rusya-Ukrayna arasında fitilini ateşlediği teopolitik bombanın Türkiye’ye çıkaracağı ağır faturanın farkında mıdırlar?

Son sorunun açılımı ve çok zor yanıtı için birkaç yıl geriye gitmenin zamanıdır: Fener Patrikhanesi, yasal statüsünün dışına çıkarak ve hukuka aykırı olarak 11 Ekim 2018’de Ukrayna Ortodoks Kilisesinin Moskova Rus Ortodoks Kilisesinden ayrılma talebinin kabulüne karar vermişti. Bu kararın ardından,  15 Aralık 2018’de Kiev Patrikhanesine bağlı Ortodoks Kilisesi, Ukrayna Bağımsız Ortodoks Kilisesi ve Moskova Patrikhanesine bağlı Ortodoks Kilisesi temsilcilerinin, Kiev’deki toplantısında, Ukrayna’da “Yeni Birleşik Bağımsız Ortadoks Kilisesi” kurulmuştu.

Dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko‘nun, kararın ardından yaptığı açıklama, şu anda kuzeyimizde kopan kıyametin işaret fişeği olarak değerlendirilmelidir:

“Bugün, tarihe kutsal bir gün olarak geçecek. Bu gün Rusya’dan nihai bağımsızlığın elde edildiği gün… Bu, Putinsiz ve Kirillsiz (Moskova Patriği ) bir kilise.”

7 Ocak 2019’da Odatv’de yayınlanan; “Kilise Kararı Türkiye’nin Başını Ağrıtacak” başlıklı makalemizde konuyu analiz ederken şunları yazmışız: 

“Yeni yılın 5-6 Ocak günlerinde yaşananlar, stratejiyi kurgulayanlarca son noktanın İstanbul’ da konulmasına karar verildiğini gösteriyor. O nedenle 5-6 Ocak’ta neler olmuş biraz daha yakından bakalım: 

5 Ocak’ta Fener’de düzenlenen törenle BartholomeosUkrayna Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Epifaniy’e, Ukrayna Ortodoks Kilisesine “Otosefali” kazandıran “Tomos” kararnamesini takdim etti.
6 Ocak programı, saat 08.00 de Patrikhane bahçesindeki Aya Yorgi Kilisesinde Epifaniy’in yönettiği ayinle başladı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko ve eşi Marina Poroşenko’nun katılımı bu ayini tarihi bir adım olarak nitelendiren Bartholomeos’a hak verdiriyor. Bartholomeos, açıklamasının devamında Tomos kararnamesi ile Ukrayna tarihinde yeni bir sayfa açıldığını, uzun yıllar Rusya’ya bağımlı kalan Ukrayna Kilisesinin yeniden bağımsızlık kazandığını söylüyor.

Fener İskelesinden atılan kutsal haçı sudan çıkaran Selanikli Mihail Vosnakidis’e altın haç ödülünün verilmesinin ardından, katılımcılara sürekli çalan çanların ve ilahilerin eşliğinde kutsanmış su ve ekmek dağıtımıyla tören sona eriyor.

İşin kar zarar muhasebesiyle konuyu sonlandıralım isterseniz.

İlk elde Türkiye’nin zarar hanesine yazılacak olanlar; dolanılan hukuku, örselenen saygınlığı, kaale alınmayan varlığıdır.

Fener’in kâr hanesine kaydedilecek olanlar ise ekümeniklik iddiasına dayanak yapmak isteyeceği bir fırsat yakalamış, Türk hukuk denetiminin fiilen dışına çıkmış olmasıdır. 

Batı, Rusya Federasyonu’nu sıkıştırmada Ukrayna’yı ekonomik, politik, teolojik bir tramplen olarak görmektedir. Fener Patrikhanesi üzerinden gerçekleştirilen operasyon, aslında Rusya’nın teolojik uçağının düşürülmesidir. Rusya’nın batının bu hamlesine karşı tavrının nasıl şekilleneceğini hep birlikte göreceğiz.

Rus uçağının düşürülmesinin yarattığı sorunların giderilmesine çalışılırken, teolojik uçağın düşülmesinin olası faturasının önümüze nasıl geleceği düşünülmelidir.

Türk hukukuna tabi olması gereken bir kurumun, Türkiye’nin milli çıkarlarının karşıtı uluslararası bir aktör haline getirilirken, yaratacağı olası sorunlar konusunda tanık olunan aymazlığı tarih hiç kuşkusuz not edecektir.”

Tarihin, bilmeyenler, anlamayanlar, ders almayanlar için de tekerrürü hiç kuşkusuz çok acı ve acıtıcı olur. Türkiye’yi yönetenlerin, Türkiye’nin uluslar arası hukuk açısından bağlayıcı ve geçerli iki sigortası, iki güvencesi Lozan Antlaşması ve Montrö Sözleşmesi’nin önemini ve değerini anlamaya başladıklarını ummak isteriz. 

Yukarıda anlattığımız süreç ve bu süreçte siyasilerin sergiledikleri tavır, daha doğru söylemle tavırsızlık ve duyarsızlık not edilmelidir. Ülke, komşulara yönelik teopolitik tehdidin rampası haline getirilirken, Türkiye’nin kuruluş felsefesine itiraz eden bir gelenekten beslenmenin, ülkeye ve dünyaya sağlıklı bakışı nasıl engellediğini gösteren ibretlik bir turnusol kağıdı olarak tarihe geçeceğinden hiç kuşkusunuz olmasın!

Azim ve Karar, 07.03.2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.