Site Rengi

TÜRKİYE TARIMININ ÇÖKÜŞÜNDE NEO-LİBERALİZMİN PAYI VAR MI?

22.01.2022
265
A+
A-

Mustafa Kaymakçı

Günümüzde herkes tarım ve çiftçi sorunlarıyla ilgileniyor.Bu güzel bir gelişme. Ancak bu gelişme, özellikle kentlerde yaşamakta olan dar ve orta gelir kuşağında toplumsal sınıfların gıda fiyatlarındaki olağanüstü artışlar nedeniyle zor durumda olmaları ile gündeme gelmiş bulunyor.Medyada da görünür olanların çoğu,sonuçları aktarıyor ve sızlanıyorlar.

Ancak ortaya çıkan sonucun ekonomik-politik nedenlerini ortaya koyanlar çok fazla değil,önerilen talepler ise günü kurtaracak nitelikte.

Konunun dünyada egemen neo-liberal sistemin ve sistemi Türkiye’de de uygulamakta olan politikaların doğrudan payı var.Kimi zamanlar içte ve dışta uygulanan politikalar  birbirini besliyor.

Bugünkü yazımda kısaca Türkiye tarımının  çöküşünün dünyada egemen neo-liberal sistemin uygulaması üzerinde durmak istiyorum.

Ancak önümüzdeki yazılarda dile getireceğim üzere, bu güçlere teslim olan ve 1980 yıllardan beri neo-liberal politikaları  uygulayansiyasi iktidarların,neo-liberal bürokratların ve akademisyenlerin, ABD,Britanya ve AB’deki tekelci firmaların desteğiyle bu ideolojilerini yaygınlaştırmak için vakıf ve enstitülerin güdümündeki sivil toplum örgütlerinin  payları olduğunu da hiç unutmamak gerekiyor.

Örneğin,Türkiye kamuoyunda yine televoleci olarak tanımlanan akademisyenleri anımsamak gerekmiyor mu? Acaba Onlar toplum önüne çıkıp en azından biz yanıldık diyebiliyorlar mı?

Gelelim neo-liberal sistemin dayattığı dış etmen ya da dış güçlere.1980’li yıllara değin dünya, iki kutbun yönlendiriciliğindeydi. Bir yanda reel sosyalizm, bir yanda emperyal kapitalizm ve kurumları dünyayı şekillendiriyordu. Emperyal kapitalizm, anılan yıllara değin özellikle çevre ülkelerinde köylülüğü, bir başka deyişle küçük üreticiliği destekleme politikalarını sürdürmüştü.

Ancak temel amacı, özellikle çevre ülkelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal muhalefetin devrimci hareketlere dönüşümünü engellemek, daha doğrusu onları düzenin sınırları içinde kalmalarını yönlendirmekti.

Bununla birlikte, emperyal kapitalizm, 1980’li yılların sonlarından itibaren tarımda izlediği politikaları terk etmeye başladı. Bu dönüşümde iki önemli etken rol oynadı. Bunlardan birincisi, reel sosyalist sistemin baskısını ortadan kalkmasıydı. İkincisi de tarımda özellikle Batı’da endüstriyel tarımın   geldiği noktaydı.

1980’li yıllara değin tarım ürünleri ithalatçısı olan Batı, Ar-Ge ile geliştirdikleri yeni  teknolojiler ve olağanüstü destekler aracılığıyla tarımda da gereksinimlerin çok üstünde tarımsal ürün ve girdi stoklarına ulaştılar.

Anılan stokların eritilmesi, Batı için varlıklarının sürdürülmesi açısından yaşamsal bir zorunluluk durumuna geldi.

Ellerindeki pirinç, buğday ve mısırgibi tarımsal ürün  fazlalarının fiyatlarını ,New York ve Chicago borsalarında bilgisayar programlı ticaret yoluyla çevre ülkelerin altına düşürdüler, damping yaptılar.Bu  bilerek düşürülmüş fiyatlar kafaları yıkanmış kimilerince “Dünya Borsa Fiyatları” olarak kabul edildi.Ancak bunları yaparken de kendi iç pazarlarını korumak için her türlü önlemi aldılar. Kısaca tarım ürünlerini çok ucuz fiyatlarla ihraç ettiler. Çevre ülkelerinin pazarlarını ele geçirmek için de   neo-liberal politikaları,kimi zamanlar işgal dahil,her türlü zorlamalarla devreye soktular.

Sonuçta,az sayıda finansal kurum ve küresel büyük şirket, mal borsalarında yeri olan temel besin maddelerinin fiyatlarını, dolayısıyla yeryüzündeki milyonlarca insanın yaşam standardını belirleme iktidarına sahip oldu.

İnsanlar, küresel pazar mekanizmasın bağlı olarak  çevre ülkeleri eş zamanlı olarak yoksullaştı ve yoksullaştırılmakta.Açlık sınırına getirilmekte.

Yapay desteklerle yaşamını sürdüren ve tekelci sermayenin bir numaralı adamı olana ABD Eski Dışişleri Bakanı Kissinger “Petrolü denetlersen ulusları, gıdayı denetlersen insanları denetlersin. Gıda silahtır ve bizim müzakere çantamızdaki araçlardan biridir.” demedi mi?

Üstelik neo-liberal politikalara, emperyal yüzlerini saklamak için küreselleş(tir)me politikaları adı da verildi.

Neo-liberal politikalar;

•             Sermaye, mal ve hizmetler akışına çevre ulusal devletlerin koyduğu sınırlamaların gevşetilmesi ve azaltılması,

•             Sıcak para hareketlerine konan sınırlamaların kaldırılması,

•             Eskiyen teknoloji ve üretim birimlerinin, düşük ücretli çevre ülkelerine kaydırılması,

•             Çevre ülkelerinde menkul kıymet borsalarının kurulması,

•             Sendikasızlaşmaya ivme verilmesi,

•             Çevre ulus ülkelerinin de kamu şirketlerinin  değişik araçlar kullanarak özelleştirilmesi ile devreye sokuldu.

Tarımda da,Batı dünyasında genelde kendi tarımlarında korumacılık egemen olduğu halde, Uluslararası Para Fonu (UPF),Dünya Bankası (DB) ve Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ)aracılığı ile Türkiye’de serbestleşme çıkış yolu olarak gösterildi ve uygulanmaya başlandı.

Reel sosyalizmin bunalıma girmesi ve çöküşü ile dünyanın tek kutupluluğa dönüşmesi de liberal-kapitalist sistemin başarısı olarak görüldü.

Bu bağlamda, liberal-kapitalizm dünyanın eriştiği en mükemmel sistemdi. Bunun yerine başka bir sistemin geçmesi artık söz konusu olamazdı. Tarihin sonu gelmiş ve kapitalizm bir dünya dinine dönüştürülmüştü. Bu dönüştürmede, özellikle ABD,Britanya ve AB’deki kimi düşünürler (!)de  önemli rol oynadılar. Arkalarındaki tekelci firmaların desteğiyle bu ideolojilerini yaygınlaştırmak için vakıf, enstitü ve iletişim ağı kurdular.

Özetle,Türkiye tarımının çöküş nedenleri arasında, küreselleş(tir)me politikaları  adıyla neo-liberal politikalarını devreye girmesi doğrultusunda yönlendirme yapan, ABD-AB’de  tekelci şirketlerin denetiminde ve güdümünde olan UPF,DB ve DTÖ gibi kuruluşların    payı var .

Çözüm Ne?Çözüm;Neo-liberal ekonomi politikalara karşı,kamuculuğu önceleyen,antiemperyalist ve çalışan sınıfların çıkarlarına temelli  bir ekonomi politika.Türkiye’nin gereksinmesi bu.Çözüm,bir daha iyi yönetiriz değil.

Azim ve Karar, 22 Ocak 2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.