Site Rengi

RİZE’DEN GELENEKSEL ŞİFA BİLGİLERİ (Sürdürülebilir Sağlıklı Bir Yaşam İçin)

RİZE’DEN GELENEKSEL ŞİFA BİLGİLERİ (Sürdürülebilir Sağlıklı Bir Yaşam İçin)
21.11.2022
24
A+
A-

Mahiye Morgül

Eklem ağrılarına yaban otları lapası: Yerel yaban otlarından livor ve çişon yaprağından bir avuç, bir tutam defne yaprağı, bir avuç kızılağaç yaprağı, 7 adet turunç yaprağı, 7 adet yafa portakalı yaprağı, hepsi beraber bir tencerede kaynatılır. Pelte haline geldiğinde altı kapatılır. Dayanacak sıcaklığa gelince ağrıyan eklemlere konur, üzeri naylonla kapatılarak sabaha kadar bekletilir. 

Kansızlığa kara üzüm çekirdeği: Rize üzümünü kara üzümdür. Şırası çıkartılarak pekmez ve pepeçura (baba şıra!) denilen muhallebisi yapılır. İlkin kaynamış üzümler ezilir, bu sırada dibe çöken çekirdekleri kavanoza alınır, biriktirilir. Çekirdekleri kansızlık çekenlere önerilir. Sabah akçam birer kahve kaşığı çekirdek suyla yutulur veya ezilerek tüketilir.

Asma suyu ile probiyotik yoğurt: Asma suyunun saç diplerini beslediği bilinir. Yaz başında asmalara su yürüdüğünde kesilen daldan damlayan suyla yapılır. Bir kaşık asma suyu maya için yeterlidir. Yarım kavanoz ılık süte bir kaşık asma suyu konur, üzeri kapatılır, tıpkı yoğurt mayalar gibi üzeri örtülerek sıcakça bir ortamda mayalanmaya bırakılır. Ortalama 10 -12 saat arası bekletilir. Bu ilk maya dolaba alınır, bir gün orada bekletildikten sonra ertesi gün bu ilk mayadan maya alınarak dilediğiniz miktarda yoğurt mayalayabilirsiniz.

Probiyotik beslenme çağındayız, yoğurdunuz probiyotik mayalı olsun. Farklı probiyotik maya örnekleri vereceğim. Turunç kabuğunun içindeki beyazdan bir parça ile,  greyfurt kabuğundan aynı şekilde bir parça beyaz iç kabuk ile, bir kaşık zemzem ile, ya da bir kaşık asma suyu ile, hatta taze incir filizinin tepe yapraklarını koparıp akmakta olan sütünü süte daldırarak (teleme yoğurdu) ilk mayanızı yapabilirsiniz. Bir bardak ılık süte bir kaşık yukarıda saydığım mayalardan birini ekleyip 12 saat kapalı sıcak ortamda bekleterek elde edilen ilk maya dolapta bir gün tutulur, ertesi gün ondan alınan maya ile daha büyük kapta mayalama yapılır.

Probiyotik çeşitlerinizi arada bir değiştirmekte fayda var. Rize’de ayrıca Andon marka takviye gıda patentli bir probiyotik yoğurt mayası özel olarak üretilip satılmaktadır, karaciğer dostudur, şeker hastaları bile rahatlıkla kullanmaktadır. Tatlı yoğurt sevenlere öneririm,  hiç ekşimeden aylarca bal tadını korumaktadır.

Barsak solucanını dökmeye zerdali yaprağı: Genellikle çocukların barsaklarında bulunan tenye ve solucan asalaklarını dökmek için zerdali yaprağı kullanılır. Kayısı yaprakları zehirlidir. Bir avuç zerdali yaprağı akşamdan çocuğun karnına sarılır. Sabaha solucanlar zehirden kaçarken kendilerini dışarı atar.

Rize’de aşısız/yabani kayısıya zerdali denir. Rize ile sınır olan İspir’de çokça yetişir. İspir Kale Mahallesinin altındaki kuyularda Sümerlilerden kalma bağ bozumu şenlik resimleri görülmüştür. İspir eskiden Rize’nin ilçesiydi ve Rize’ye en fazla göç İspir’den yapılmıştır.

Diz ağrısına kuyruk yağı: Eritildikten sonra dizlere sürülür, üzeri bandajlanır. Kıkırdak dokuyu ve kasları besler. İspir yöresinde yaygın kullanılır.  

Ek: Kendi diz ağrılarıma yaptığım tedaviden de söz etmek istiyorum. İçerisinde alabalık yağı da bulunan bitki özlü masaj yağı kullanıyorum. Özel bir markası var, Biotama. Hatay’da imal ediliyor, krem değil sprey modülünü kullandım, faydasını gördüm. İçerisinde yağı çıkartılmış 20 çeşit faydalı bitki var.

Regl ağrılarına ökse otu çayı: Menapoz dönemi streslerine, sıcak basmalarına ve kalp çarpıntılarına iyi geliyor.  Bağışıklı sistemini güçlendirerek kansere karşı da koruyucu rol oynuyor. Kür tatbikinde 21 gün, 3 gün ara vererek 3x7gün birer bardak taze çayı içilir.

Tiroide taze ceviz yutarak çare: Taze ceviz henüz yutulacak kadar küçükken, 41 gün boyunca günde bir tane su ile yutulur.

Taze cevizi yeşil kabuğuyla beraber kestane balı içerisinde bir yıl bekletmek, öylece günde bir tane yutmak da keza her derde deva olarak bilinir. Taze ceviz içi yine aynı şekilde kestane balı içinde bekletilir ve günde bir çay kaşığı yenirse, bu da her derde deva olarak bilinir.

Emboli atmasına siyah üzüm sirkesiyle önlem: Bir bardak dolusu sirke, yarım kaşık iyi su, yarım kaşık sumak, bir damla limon. Bu malzeme karıştırılır, 30 dakika dinlendirilir. Aç karnına 15 gün süreyle birer kaşık içilir. Faydaları:

-Anjiyo sonrası içilirse emboli atmasını önler. (Ameliyathane hemşiresinden.)

– Akciğerde su toplanmasını önler, enfeksiyonu atar. Karaciğeri temizler.

Boğaz enfeksiyonuna pekmez: Günlük doz; 2 kaşık pekmez, bir tutam karabiber, bir damla limon, birkaç damla zeytinyağı, karıştırılır ve sabah akşam iki kerede içilir. Enfeksiyon geçinceye kadar günlük doza devam edilir.

Kansızlığa pekmezli süt: Pekmezli sütün sağlık açısından pek çok faydası bulunmaktadır. Düzenli tüketim sonucunda kişilerde kansızlık ve demir eksikliği gibi sorunları ortadan kaldırır. Kalp atışlarını düzenleyerek kalp ritim bozukluğunu önler. Kalp kaslarını besleyerek sıkışmaları önler. Kalorisi yüksektir, grip tedavisinde kullanılır. Sindirim sistemini düzenler, ishal ve kabızlık sıkıntılarını giderir.

Probiyotik karalahana turşusu: Probiyotik beslenmede önemli yeri vardır. Saplarıyla beraber haşlanır, doğranır ve turşu kurulur. Kavanoza bir sıra kaya tuzu, bir sıra lahana, bir sıra pul biber, bir sıra sarımsak dizilişiyle yerleştirilir, üzerine bir fincan sirke konup kapatılır, gölgeye alınır. 10 gün sonra yemeye hazırdır. Kış sofralarının süsüdür. Yemeden önce tuzunun çıkartılması önerilir.

Rizelinin probiyotik turşusu beyaz değil kara lahanadan olmalı diyerek yola çıktım, yanılmadım, Rize’nin köylerinde yapan kadınlara rastladım. Yaptım ve birkaç yakınıma da veerdim. Tuzunu fazla kaçırmışım, suda bekletmeden olmuyor. Bana yine de ağır geldi. Sonunda cacık gibi yoğurda katarak tüketmeyi denedim, iyi oldu. Sonunda karalahanadan hazır cacık malzemesi üretmiş oldum. Patenti bana ait probiyotik cacığım var artık!

Sürdürülebilir yaşam için özel notlar:

Karbonatlı pastalara dikkat!

Karbonat, midenizdeki yiyecekleri parçalamakla kalmaz kalp kaslarını da parçalar. Yorgunken, özellikle yüksek irtifa uçuşlarında yüksek basınçtan sıkışıp yorulan kalp kaslarını korumak için potasyuma (muzda, patateste bulunur) ihtiyaç vardır. Hatta uzun yol uçak  yolculuğu yapacak olanlar kalkıştan önce takviye potasyum almalıdır.

Başıma geldi, İstanbul-Londra seyahatlerimde çok üşürdüm, kendini kasar eklemlerimin sızısını önlemeye çalışırdım, hostesten battaniye isterdim, yine de önleyemezdim. Ankara’da fiziktedavi doktoruma (Rahmetli Gültekin Caymaz) durumu anlattım, bana potasyum takviyesi önerdi. 1998 yılıydı, eczanelerde granül kalsiyum ve potasyum bulamadım.  Oysa çocuklarımın bebekliğinde (1970’li yıllar) küçük plastik şişe içerisinde granül halinde çay kaşığıyla bardağa koyup karıştırılıp bebeğe içirilen diş çıkartırken ve yürürken bacakları eğrilmesin diye kemik gelişimini destekleyen bir kalsiyum takviyesi satın alabiliyordum. Üretiminin durdurulduğunu öğrendiğim zaman inanamadım. Anladım ki kemik erimesine karşı üretilen ilaçların pazarı böylelikle genişletildi.

Eğer profesyonel futbolcuysanız, takımınız uçakla deplansman maçına gidiyorsa, o günlerde asla içinde kabartma tozu olan pasta yemeyin. Ertesi gün sahada kalp krizi geçirerek ölen futbolcuların ölüm nedenleri neden araştırılmaz diye bir düşünün. Hatta gece yüksek irtifa uçuşuyla evine dönmüş bir politikacı sabah koşu bandında spor yaparken fenalaşıyorsa, nedeni başka şeye bağlanır, karbonatlı yiyeceklerle bağlantısı araştırılmaz.

Dr. Gültekin Caymaz’dan öğrendiğim bazı bilgileri buraya eklemek istiyorum; örneğin, eviniz yüksek gerilim hattının altında veya demiryolunun hemen yanındaysa, kalbiniz risk altındadır. Ya da, elektrik tesisatı oldukça eskimiş bir evde oturuyorsanız ve evin duvarları nemden çürümüşse, banyonun ıslak duvarında elektrik kaçağına bağlı kıvılcımlar çıkıyorsa, kiracılardan biri saatle oynamış da elektriği su borularına bağlamışsa… Bu binadaki tüm yaşlıların kalbi risk altındadır. Bu kadar elektrik yüklemeye kalbiniz dayanamaz ve erken yaşta kalp ameliyatı gerekebilir. O nedenle üzerinden yüksek gerilim hattı geçmeyen etrafı açık bahçeli evler kalp ve damar sağlığınız için en iyisidir.

Şehir hayatı artık çok daha yüklü elektrik ortamında yaşamayı zorunlu kılıyor. Biz de vücudumuzda biriken elektriği toprağa-suya vermek için şunu yapalım; her banyoda musluk açıkken, iki elimizle iki musluğa tutup öylece bir-iki dakika bekleyelim. O sırada gözlerimizi kapatıp akan suyun sesini dinleyelim. Kulaklarımız da su sesinden nasibini alsın!

Pikniklerinizi akarsuyun kenarında, şelalenin altında veya fıskiyeli havuzun yanında yapın. Çünkü havadaki su zerreleri negatif iyonları yere indirir, böylece kalp kaslarını besleyen en temiz oksijeni orada bulursunuz. Eski medreselerin içinde veya kapısında fıskiyeli havuzlar bulunurdu. Bunlar asla şadırvan ile aynı işlevde değildi. Kanuni S.Süleyman döneminde İngiltere’nin isteğiyle Fen Bilimleri dersleri Ulu Camilerden kaldırıldıktan sonra bu fıskiyeli havuzlar da giderek işlevini yitirdi ve artık ne için yapıldıklarını bilen de kalmadı.

Probiyotik besinlerinize biraz tarih tozu ekin, acılarınız hafifler!

Rize’de tarihi şifa merkezi; Koratacı Medresesi!

İslampaşa mahallesinde 1860’lı yıllara kadar ilaç yapımında önemli bir eğitim yeri vardı. Burası 12 derslikli Mercan dedelerin konağıydı. Alt katta odaların açıldığı uzun koridorun ortasında bir su kuyusu vardı, koridorun iki başında da banyo-tuvalet bulunuyordu. Normalde eskiden tuvaletler bahçede evin uzağında kulübe şeklindeyken bu evde evin içerisinde iki tane vardı ve ikisinin de gideri künk borularla 45 derece eğimli bahçenin uzak bir noktasındaki foseptik çukura taşınıyordu.

Binanın her şeyi bilimsel tasarlanmıştı. Evin sırtı yamaca bakıyordu ve arka bahçenin yamacında bir vadi vardı, yosunlu kayalardan sızarak gelen su burada şelaleden dökülürdü. Mercan dedelerin aile kabristanlığı halen bu şelalenin yanındadır. Işıklar içinde olsunlar. 

Mahallemizde kubbesi kurşunlu ünlü bir camimiz var, ancak eskiden medereseydi, radyasyon geçirmeyen kubbesinin altında bilgelerin buluştuğu yer olmalıydı… Muğla’ya buradan selam… 32 derslikli Kurşunlu Medresesiyle ünlü Menteşe Beyliğine ve Çaka beyin torunu Emirbeyoğlu Hamza Beye saygılarımızı sunarak, mahallemizin tıp tarihiyle bağlantısını şimdilik noktalayalım. (Muğla Latmos’a dikkat: Antik Oğuzlu şifacı prensesimiz Hekate’nin heykeli burada bulundu. Elbisesinin altın düğmesinde tıp sembolleri vardı.)

Ben çocukken, 1950’li yıllarda Mercan dedelerin 12 odalı bilimevinde evin kız çocuğuyla oynamaya giderdim. Aslında oynamaya değil, merdivenlerle çıkılan geniş dış kapıdaki vitray cam nakışları ve içerideki su kuyusunu görmeye giderdim. Çok gizemli bir yerdi. Aslında bu ev Gülbahar Sultan himayelerinde Bağdat’tan getirilen bilgelerle kurulmuş bir şifahaneydi. Bahçe komşusuyduk, köşede Finci dedelerimin işlettiği bir şehir hamamı vardı. Şehir hamamı, tedavinin bir parçasıdır, şifahanelerin yanında olmazsa olmaz. Az ileride Gülbahar Hatunun himayelerinde kurulan ünlü medresemiz vardı, oradan da Osmanlı divan katipleri, yazıcılar yetişmiştir.

Mercan dedelerin medresesi 1860’larda öğrenci sayısı 400’e ulaştığı için Rize merkezinde vakıf olarak yaptırılan Koratacı medresesine taşındı. Baş müderris Koratacı Mehmet Efendi İstanbul’a saraya “Zor soru sorma yarışmasına” davet edildi, gitti, birinci geldi ve padişahın emriyle İstanbul’da kaldı, ancak üç ay sonra kaldığı otelde ölü bulundu. Saray arşivlerinde bu dönemi araştıran yazar İshak Güven Güvelioğlu’na göre, Rize’de yetişmiş müderrisler sarayda 40 kere birinci geldiler.

Şimdi bu tarih bilgilerini ve şifa bilgilerini yeni nesillere aktarma görevi Cumhuriyet aydınlarımıza düşmüştür. Bilgilerimizi paylaşmaya devam ediyoruz. Herkes bildiğini birbirine anlatsın, çünkü dünyada maalesef bilgileri karartma çağına geçildi.

Bir güzel haberim var: 7.sınıf öğrencisi bir kızımıza Türk bayrağı çizimi öğrettim. Dün kareli deftere genişliğini 16 cm baz alan çizim yaptık. Gelecek ders çizgisiz büyük resim defterine ben hiç yardım etmeden çizeceğiz. Geometri dersi alana ödül olarak nakış ve kuyruklu piyanoda müzik dersi veriyorum.

Angora Keçi Postunu karnına sarıp yatmak:

Angora keçi postu üzerinde uyuyorum. Öneririm. Kışın, bilgisayarda yazı yazarken  aynı postu sandalyeme koyuyorum. Karnım üşümüyor.

Bağırsaklarım yıllar önce geçirdiğim ameliyatlarda çok örselendi, en ufak üşütmede hemen gaz doluyor, karnım ağrıyor. İşte bu Angora postum benim kurtarıcım oldu. Gece ağrım varsa postu altıma değil karnımın üstüne koyuyorum, barsaklarım ısınıyor, sonra müthiş rahatlama yaşıyorum.

Mahallemizde eski konakların kapısında uzun çatallı dağ keçisi boynuzu görürüz. Bu süs değil şifa verdiği düşüncesiyle nazarlık olarak asılır. Artık keçi kurban kesilmiyor, boğa boynuzu onun yerini aldı. Ancak süs için değil, eskiler onu şifa verir diye evinin kapısına asıyordu.

Hatırlatmak isterim, antik dönemden beri Anadolu Türkleri Angora tiftik keçisini en verimli şekilde kullanmışlardır. Nesil ıslahı yöntemiyle genlerine işlenmiş beyaz parlak tüylerinde Türk damgası vardır. Şöyle ki, asırlarca damızlık seçilen keçiler birbiriyle döllendirilmiştir, bu yüzde Ahi Anayasasında yabancılara damızlık keçi satışı haram kılınmış, satanlar cezalandırılmıştır.

  Uğruna verilen savaşlar, yaşanan Alevi Türkmen katliamları, İngiliz ajanlara keçilerini kaptırmamak için dağ keçisini severken resmedilen Hacı Bektaşi Veli’nin etrafında örgütlenen kadın askerler, Cengiz Hanın Kayseri’de parçaladığı 5 bin yün dokuma tezgâhı, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşunda kırılan 3 bin çıkrık, yıkılan Kayseri Şifahanesi…

Ahilerin ticaret anayasasında yer alan “Damızlık Keçi satışı yasaktır” hükmünden ilham alarak Cumhuriyetimizin milli ekonomi felsefesi ortaya çıkmıştı. “Yerli malı Türk’ün malı, her Türk onu kullanmalı” diyen duvar yazılarıyla okullarımızı süslerdik.  Milli ekonominin temel sembolü Angora keçisi olmuşsa, adını başkentimize vermişsek ve Atatürk’ümüz, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletine Ahi devletinin ticaret ahlakını örnek almışsa, Cumhuriyet yönetimi Türklerin geleneklerine en uygun yönetimdir, demişse…

Ankara başkent olurken SIHHİYE Meydanına dağ keçisi, boğa başı, üç noktalı Hitit Güneşi Kursu heykel yapılmışsa… O heykel Hıfzıssıhha Enstitüsünün hizasına, Atatürk Bulvarını ortalayan meydana konmuşsa, orada Türk ŞİFACILIK TARİHİNİ okuyorsak…

Üç bin yıldan beri Kuruş adlı milli paramızda buğday başağı resmetmişsek ve kendi tarihimizi unutup 2006 yılından itibaren genetiğiyle oynanmış İsrail tohumundan buğday yetiştiriyorsak… Sürdürülebilir sağlıklı yaşam yeniden gündemimize oturmak zorunda demektir. Onun için Angora Tiftik Keçimizi anlatmadan olmaz.

Artvin’de onun boynuzunu kazıyarak tozunu suyla içenler var. Merak ettim, araştırdım. Muhittin Eliaçık imzalı bir araştırmaya ulaştım, geyiğin midesindeki taşta her derde deva panzehir varmış.

 (https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1353490091.pdf / )

Muhittin Eliaçık 12.sayfada şöyle diyor: “Bir saray hekimi olan Şifâ‟î Şaban Efendi tarafından yazılmış olan Şifâ‟iyye risalesi, farmakoloji, biyoloji (zooloji), litoloji vb. bilim dallarını yakından ilgilendiren orijinal bir eser olup, panzehir konusu çok geniş bir çerçevede açıklanmıştır. Risalede, panzehir ve tiryak türleri üzerinde geniş biçimde durulmuş ve bu taşların bulunduğu dağ keçisi ve yılan ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.”

Şifaiyye Makalesinin son satırlarında daha çarpıcı bilgiler var: 

“Panzehir, dağ keçisinin karnında, gözlerinde, burnunda, boynuzlarında, böbreklerinde bulunduğu söylenmiş, iki zıddı bir arada tutan çok garip bir hayvan olan bu hayvanda panzehirin yılan eti yeyip nevruz otu otlamakla oluştuğu belirtilmiştir. Panzehir taşının büyük yılanların başında ense tarafında taşlaşıp boğumlanarak da oluştuğu, bunun çeşitli marazlarda dövülüp içirildiği, kullanım miktarının üç arpadan oniki arpaya veya yarım dirhemden bir dirheme kadar değiştiği söylenmiştir. Hayvanî panzehirin, ruh ve hisleri canlandırdığı, şehveti coşturduğu, kalp zayıflığına iyi geldiği, göz kapağı iltihabı, humma, kalp çarpıntısı, nefes darlığı, istiskâ, cünun, cüzam, felç, mesane ve böbrek taşlarıyla yaralarına iyi geldiği, tauna ve kabarcığa çok faydalı olduğu, yaraları iyileştirdiği, uyuza, tuzlu balgama, frenk çiçeğine, boğaz ağrılarına, nikrise, uykusuzluğa, baş ağrısına, ümmü‟s-sıbyâna iyi geldiği açıklanmıştır.”

Mayana kültürevimin ön duvarına babaannemden hatıra dağ keçisi boynuzunu taktığım zaman bir yaşlı komşum “İyi ettin, sana şefaat eder” demişti. Demek asır sonra da aynı dua devam ediyor.

Tarihte şifacı kutlu analarımız çok oldu, ama Büyük Kuruş’un asker kızı I.Artemis’in sembolü dağ keçisiydi. Dağda bayır yukarı en hızlı koşan hayvandır ve en tepedeki kayada ayağının arka tırnağıyla tutunur, en soğuk havada bile oradadır, hiçbir vahşi hayvan ona erişemez. Başında hilal ile resmedilen Kutluasker Artemis’in neden dağ keçisiyle özdeşleştirildiğini anlamak lazım. Hangi özelliği nedeniyle antik yağmacıları onu uçurumdan atmak için “günah keçisi” ritüeli düzenliyorlardı acaba?

Yahudiler, Aşana bayramında horoz başı, balık başı, keçi başı gibi sadece hayvan başı yerler; baş olmak için böyle dua ederler. Oysa Türkler herkesin karnı doysun diye köleleri serbest bıraktırır, koçlar kurban eder karınlarını doyurur. Cadılar bayramı yapanlar ise, korkutucu maskeler takarlar, “Türk yurdunu viraneye çevirdik, orda baykuşlar öttürdük” diye bayram ederler. Niğde Kemerhisar’daki tarihin en büyük tıp merkezini yerle bir ederler, bilimin hamisi kraliçeleri esir alır Roma’ya götürür, demir parmaklık içinde zincire vurulmuş halde teşhir ederler. Baykuşu sembol ederler, ağaçtan putunu dikerler, önünde şarap içerler, cadı maskesiyle zenci avına giderler…

İlaç yapmayı kadınlar üstlendiği için de analara saygı ata kültürümüzün temeli olmuş, bu topraklar Ana-ti Ulu’lar diyarı olmuş, Koruyucu Tanrıçalar Bereket Analar burada yükselmiş, onlara sunaklar yapmışız heykellerini dikmişiz. Bugün de Anadolu kadını sirkeyi başkalarına dağıtmak için yapar. Hatta, Tur-yağı (Tiryak) ilacını, yani mesir macununu halka dağıtmak için yapıyoruz.  

 Bizim dağ keçimizi yani şifa keçimizi elimizden alıp “günah keçisine” çeviren birileri ile aramızda tarihten kalma doku uyuşmazlığı vardır. Keçimizi karaya boyayıp kaçıran İngiliz ajanlarına karşı dokumacı Anadolu kadınlarının verdiği savaştır tarih boyu yaşanan. Bugün de her kötülüğün arkasında İngiliz parmağı aramamızın pek çok tarihsel nedeni vardır.  

Eğer, “Bir ırmakta iki balık kavga ediyorsa bilin ki az önce oradan bir İngiliz geçmiştir” diyorsak… Eğer dağ keçisi resimleri kilimlerimizde vardı ama moda şimdi böyle adı altında sembollerimiz yok edildiyse, eğer eski Kayseri yün halılarımız camilerimizden gitmiş yerine ruhsuz kanserojen halılar duvarda duvara serilmişse ve eğer o halılar kimyasal deterjanla makineyle temizleniyorsa, zincirleme hastalıklar başımıza yağmaz mı?

Türk töresini unuttuğu gün tarihten yok olur demişti Oğuz Kağan, hani?

Angora tiftik keçisi, yani dağ keçisi neden ŞİFA SEMBOLÜYDÜ, anlatmaya devam…

Hacıbektaşi Veli’nin koynunda ve Palmira kraliçesi Sasani Türkmeneli prensesi Urfalı Leyla Zeynep Sultan’ın kapısında dağ keçisi varsa, Mevlana’nın oturduğu post onun postuysa, Akmenid Oğuzlu kraliçesi kutlu asker Artemis’in onursal parasında Dağ Keçisi varsa, Atina’ya kadar Oğuz ordularıyla giderek köleleri serbest bıraktıran, Van Kalesine imzasını atan Artemis’in kurt şapkalı oğlu Serhaz eğer Şamsun sikkesinde ana-oğul beraber resmedilmişse onun için Yahudi tefecilerin en sevmediği kralımız o ve annesi ise… Borç köleliğini (faizi)  ve köle ticaretini yasakladığı için, onu ve torunu Rizeli Oğuz Kağan’ı da tefecileri öldürttüğü için ve ilaç bilen kadınları koruduğu için sevmediler ve kralımızın el yazması ilaç reçetelerini ve panzehir tarifini Rize Kalesinden Roma’ya kaçırdılar.

Şimdi tekrar soralım: Neden tefeci Yahudi bankerler Anadolu’nun dağ keçisine günah keçisi iftirasını attılar, onu süsleyip uçurumdan aşağı attılar?  

Keçiyi süsleyip uçurumdan aşağı atıyorlar ve kurtulduk keçiden diye bayram ediyorlar.

Tıpkı şifacı kadınları cadı-büyücü ilan edip yakarken kutladıkları cadılar bayramı gibi. Bakınız, bugün cadı filmi yapılan Kholkhis prensesi Hekate’ye üç bin yıl sonra yapılan bu saldırının köklerini etüt ediyoruz. Cadılar hortladı, çocuklarımıza zehirli elma yedirmektedirler. Çizgi filmlere ve ilkokul İngilizce Ders kitaplarına ve anaokulu müfredatına girmiş olan cadılı bayramlar ve korku filmi izleme saatleri derhal kaldırılmalıdır.

Sağlıklı günlerde yerli malı ve yerli ilaç bayramları kutlamak özlemiyle…

Turunç ağacı havayı zehirli gazlardan temizliyorsa…

Turunç çiçeği evinizin odalarına kadar havayı temizler. Lokman Hekim demiş ki;

 “Rize’de her evin kapısında bir turunç ağacı var, burada doktora gerek yok!”

Bahçesinde 400 yıllık turunç ağacı bulunan rahmetli Taviloğlu Ahmet Efendi (Kuvvacı Armatör) dede gelinlerine “Bu ağaç şifadır, onu yok etmeyin” dermiş. Sağolsun, onun sayesinde bu ağacın bulunduğu bahçe ve içindeki konak, hepsi beraber milli korumaya alınmış haldedir.

Çok hastaya o bahçedeki ağacın turunçlarıyla yaptığım marmelattan verdim. Ondan çelik daldırdım, onun çekirdeklerinden fidan yetiştirdim, 250 fidan hediye dağıttım. Turunç ağaçlarını yeniden her bahçede her sokakta görebilmek için ön tanıtım olarak şifasını Rize’de üst makamlara anlatmak için kavanozlara koyup hediye götürdüm; Rize Valisine (2021), Rize Belediye Başkanına (2020, 2021,2022) ve belediye başkan yardımcılarına, Belediye Park Bahçelerde görevlilere, Tıp Fakültesinde Farmakoloji öğretim üyelerine, İl Kültür Müdürlüğüne, İl Sağlık Müdürlüğüne, vb.

2019 yılında, Aydıncık’an ve Hatay’dan getirttiğim beş yıllık turunç fidanlarından 20 kadar arkadaşıma hediye ettim, İslampaşa ve Portakallık cami bahçelerine, dost ve akrabalarımın bahçelerine ve mezarlıklarına turunç fidanı diktim. Şimdi kendi yetiştirdiğim fidanlardan hediye dağıtıyorum. Hem üç yaprak sitroz olarak hem de meyve olarak siyah tüplü poşet içinde dostlarıma dağıtmaya devam ediyorum. 2022 Ekim-Kasım aylarında, eski bahçelerde tespit ettiğim üç yaprak sitroz yaban turunçlarından çekirdeği için torbalar dolusu İslampaşalı fidancılara ve Belediyeye ait Askoroz Serasına hediye ettim.  Serada geçen hediye ettiğim 400 fidana portakal, mandalina ve kamkat aşısı yaptılar. Bu sene hediye ettiğim en az on kilo sitroz çekirdeğini seneye turunç meyvesi olarak aşılamalarını isteyeceğim.

Bahçesindeki 400 yıllık turunç ağacıyla ilgili olarak bana kayınpederi Kuvvacı Armatör Ahmet Taviloğlu Efendinin hatırasını anlatan Macide Morgül Taviloğlu halamızı iki hafta önce 95 yaşında toprağa verdik, onun bahçesinden ürettiğim bütün turunç fidanları ruhlarına gitsin.

 Teşekkür:

Rize’den Geleneksel Şifa Bilgileri yazı serisini hazırlarken bana katkı veren bütün mahalle komşularıma ve Rizeli dostlarıma;

Probiyotik beslenme konusunda bilgilerini benden esirgemeyen Habibi İlaç şirket yetkililerine;

Terkettikleri bahçelerden topladığım elma, armut, turunç ve sitrozlar için, rahmete kavuşmuş olanlar dahil İslampaşa ve Portakallık Mahallesinden bütün komşularıma;

Ve, bana üç yıldan beri sir veren Ali Tiryaki’ye, sirden bal sirkesi yapmayı bana öğreten Adnan Tiryaki’ye, gösterdikleri dayanışma için Semiha Tiryaki, Rahmiye Musanoğlu ve Yüksel Kara arkadaşlarıma;

Sonsuz teşekkür ediyorum.

Azim ve Karar, 21 Kasım 2022

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.