Site Rengi

KRALİÇEDEN ÇOK KRALİÇECİLİK

KRALİÇEDEN ÇOK KRALİÇECİLİK
13.09.2022
68
A+
A-

Ceyhun Balcı

Osmanlı’nın ilk kapitülasyonları vermesi XVI. Yüzyıla dayansa da bindiği dalı kesmeye eşdeğer kapitülasyon uygulaması Baltalimanı Antlaşması’yla olmuştur. Tanzimat’ın tanınmış sadrazamlarından Mustafa Reşit Paşa döneminde imzalanan bu antlaşmayla Osmanlı ekonomik özkıyıma onay vermiştir. Burada amaç ülkeye değil saltanata ve bir avuç ayrıcalıklıya soluk borusu oluşturmaktı.

Sonrasında Osmanlı’nın yok oluşa yolculuğu hızlandı. Üç çeyrek yüzyıl daha varlığını sürdürdüyse bu gücünden değil (olası) paylaşımcıların kendi aralarındaki anlaşmazlığından kaynaklıydı.

Çağın gerisinde kalan, çağdaşlık trenini kaçıran Osmanlı’da güçsüzlük ve buna bağlı özgüvensizlik derinleştikçe Avrupa ülkelerine sırtını dayamayı yeğleyen eğilimler güçlendi. Milli Mücadele sırasında bile bu eğilimler mandacılık adı altında kendisini göstermiştir.

Mustafa Reşit Paşa İngilizciliği öne çıkartırken Fuat Paşa Fransızcı olmayı seçti. Çok sözü edilmese de aynı dönemde Mahmut Nedim Paşa Rusçu yaklaşımıyla iz bıraktı.

Almanya imparatorluğuna yaklaşma ve Birinci Dünya Savaşı’nda onunla bağlaşıklaşma (daha doğrusu ona kalkan olma) eğilimi de eksik olmadı.

İngilizlerin parası ödenmiş ve adları bile konmuş iki savaş gemisine (Sultan Osman ve Reşadiye) el koyması bile İngilizci damarın hevesini kırmadı.

İçinde bulunduğumuz günlerde gafleti ve ihaneti belgeli olan ama yine de korunan ve kollanan son padişah Vahdettin’in İngilizci yaklaşımına kısa bir araştırmayla erişmek olanaklıdır. İngiliz zırhlısı Malaya ile sona eren İstanbul serüveni de çok şey anlatır. Vatansız ve daha da önemlisi onursuz yaşamı seçmiş olması çok söze gerek bırakmayacak denli ibretliktir.

Kraliçeden çok kraliçeci davranan günümüz aydıncıklarını o dönemin artıkları olarak nitelemek abartı olmayacaktır.

II. Elizabeth’in yaşamını yitirdiği haberlerinin gelmesiyle birlikte basınımıza egemen olan yazılar ve eğilimler de birkaç çift sözü hak ediyor.

Örneğin Sözcü gazetesi internet sürümünde “Dünya ona ağlıyor!” demekte sakınca görmedi.

Cumhuriyet’te birisi ikinci sayfada diğeri de bir başka köşede olmak üzere kraliçeyi güzelleyici yazılara rastlandı. Zülal Kalkandelen “Suçlarının hesabını vermeden gitti” diyerek bir bakıma hamamın namusunu kurtardı. Bugünkü (13.09.2022) Erol Manisalı yazısını da bu kapsamda değerlendirmek gerek.

Her şey bir yana!

Yetmiş yıl saltanat sürmüş olan bir kişiliğin yaşamını yitirmesi elbette bir başsağlığı dileğini gerektirir. Ancak, bu dilek diplomatik çerçeveyi aşmamalıdır.

Devlet yetkilisinden gazetecisine, akademisyeninden siyaset uzmanına varıncaya değin hemen herkes bu sınırın içinde kalma konusunda özenli davranmakla yükümlüdür.

Bakmayın siz kraliçenin ardından yapılan güzellemelere.

En karmaşık süreçlerde ülkesine yaşamsal rehberlik yapmış. Krizleri aşmada önemli katkıları olmuş. Hepsini bir kalemde geçin.

İngiltere’de monarşi simgesel bir düzenek. Bir yandan gelenekler ve tarihsel değerler yaşatılırken diğer yandan İngiliz egemenliğinin söz konusu olduğu coğrafyada olumlu etki yarattığından hareketle varlığına izin veriliyor.

Sanıldığı gibi monarşik yapı İngiltere bütçesine yük de olmaz. Tersine ticari değeri aracılığıyla getiri bile sağlar.

Monarşinin, İngiliz emperyalizminin koçbaşı olarak günümüzde de başarıyla görevini yerine getirmekte olduğu söylenebilir.

Durum bu kadar açık ve ortadayken Tanzimatçı kafaların günümüzdeki uzantıları gibi davrananların varlığı dikkat çekici olsa da şaşırtıcı sayılmaz.

Bu arada, dinci-gerici kesimin kraliçe tutkusunda da şaşılacak durum yoktur. Emperyalizmin böl-yönet anlayışının önemli silahı olan din ve dinsellik tarihin hemen her döneminde İngiliz emperyalizmine yakın durmuştur. Kol kola olmuştur bile denebilir.

Milli Mücadele’nin utkuyla sonlanışının 100. Yılında bizlere düşen İngilizcilik yapmak değil İngiliz emperyalizminin ve onun bağlaşıklarının varlıklarını sürdürdüklerini unutmamak olmalıdır.

İngiliz emperyalizminin yol açtığı acı, gözyaşı ve kana ilişkin İngiliz uluslar topluluğu ülkeleri halklarının söyleyeceklerinin sonu gelmez.

Emperyalizmle özdeşleşmiş bir kişiliğin dolaylı yoldan da olsa olumlanması, insani kılıflı yaklaşımlarla yüceltilmesi hiç yakışık almadı.

Azim ve Karar, 13.09.2022

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.