Site Rengi

GÜNEŞİN PATENTİ Mİ VAR?

GÜNEŞİN PATENTİ Mİ VAR?
REKLAM ALANI
01.10.2021
46
A+
A-

Ceyhun BALCI

Yazının başlığı geçtiğimiz yüzyıla damga vuran buluşlarından birisini yapan Amerikalı hekim Jonas Salk’tan ödünç alındı. Tam olarak şöyle.

ARA REKLAM ALANI

Milyonlarca ölüme ve bir o kadar engelliliğe neden olan çocuk felcini önlemede etkili olan aşılardan birisini bulan Dr Jonas Salk’a sorulur :

“Buluşunuz için patent alacak mısınız?”

Salk’ın soylu ve erdemli yanıtı tarihe geçecek niteliktedir :

“Güneşin patenti mi var ki aşının olsun!”

Bir an için tersini düşünelim!

Jonas Salk’ın erdemin ve bilgeliğin tarafında değil de özçıkarının peşinde olduğunu varsayalım!

“Aşının patentini elbette alacağım! Bu benim en doğal hakkım!” demiş olsaydı hiç kuşkusuz cüzdanını şişirme, küpünü doldurma fırsatı yakalardı. Bu davranışı karşılığında ne denli eleştiri alırdı? Kestirmek güç!

Böyle bir durumda Salk’ın buluşu değerinden bir şeyler yitirir miydi? Ya da Salk’ın insani açıdan eleştiri alacak sözleri insanlığın yararına bu buluşun kullanıma girmesini önler miydi?

Hiç kuşkusuz hayır!

Bu arada başka sorular sıralayalım!

  • Yeryüzünde sağlık gibi temel ve insani bir konuda ticari etkinlikler alıp başını gitti mi?
  • Büyük ilaç şirketleri hem ilaç hem de aşı üzerinden eşi benzeri görülmemiş kazançlar sağladılar mı?
  • Kimi ilaç üreticileri önce ilaç tasarlayıp ardından bu ilaca pazar yaratacak hastalıklar tanımlanmasını desteklediler mi?

Otuz beş yıllık bir hekim olarak yukarıda sıralanan ve sayıları kolayca çoğaltılabilecek sorulara EVET yanıtı vermekte zorlanmam!

Diğer yandan ise, büyüklü küçüklü ilaç üreticilerinin kullanıma sunduğu pek çok ilacın çağdaş tıp uygulamalarında yeri olduğunun da altını çizmek gerekir.

Ancak, ilacı ya da aşıyı değerlendirirken onu üretip kullanıma sunanların amaçlarından bağımsız değerlendirmek de bir o kadar aklın ve bilimin gereğidir.

Günümüze dönersek!

Salgının önce denetim altına alınmasında ve sonrasında da sönümlenmesinde aşı yaşamsal öneme sahip.

  • Bu önemli gerecin gönençli ülkelerce vatandaşları başına 10’a varan dozlarda istiflendiğini de utanarak, sıkılarak saptadık ve dile getirdik.
  • Aşının eşitlikçi bir biçimde paylaşılmadığını üzülerek gözlemledik.
  • Aşı milliyetçiliğinin ve emperyalizminin en olumsuz örneklerini yaşayarak gördük.

Tüm bunlar aşının suçu değildi kuşkusuz!

Aşıyı bulmak kadar, bulunmuş olan bu aşıyı eşitliğe, hakkaniyete ve adalete uygun şekilde paylaşmak, dağıtmak ve kullanmak da önemliydi. Burada hata olduğu kuşkusuzdur ve bu hata insan kaynaklıdır.

Pek çok ortamda aşının hızla bulunması ve kullanıma sunulması üzerinden de aşı karşıtlığı/kuşkuculuğu yapıldığına sıkça tanıklık edildi.

Aşı tarihine bakarak bu kez aşıların hızlı geliştirilmesi ilk bakışta eleştiriyi hak eder görünse de ülkemizde kullanıma sunulan ölü virüs aşısı teknolojisinin hiç yeni olmadığı, mRNA teknolojisinin de 20 yıla varan bir geçmişi olduğunu anımsatmak bilmem işe yarar mı?

Kuşku duymak insanın olmazsa olmaz özelliği. Hatta, kuşkucu olmanın insanı insan yapan bir öğe olduğu tartışılmaz.

Aşı ya da ilâç gibi bir gerecin ticarete ve kazanca konu olmasının tüm insanları kaygılandırması son derece olağandır. Bu kaygıyı gidermenin yolu da sağlık hizmetinin, sağlık hizmetinin gereği olan gereçlerin ticarete konu olmasını önlemekten geçmektedir.

Sağlık ortamında bulunanların ezici çoğunluğunun Jonas Salk gibi düşündüğü kuşku götürmez gerçektir. Ama, sağlık ortamı Jonas Salk’ın düşüncesine uyarlanmadıkça aşı ve ilâcın kazanç aracı olmasının önüne geçilemeyecektir.

Bu duyarlı noktada görev tüm insanlara düşmektedir.

Küresel ölçekli sağlık ticareti olumsuzluğunun aşı karşıtlığı/kuşkuculuğu öğesine dönüştürülmemesi salgınla baş etmede önemli gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Azim ve Karar, 01.10.2021

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.