wp menus'den En Üst Menünüzü Seçin
Envato ad
Envato ad

İKİ ZORBA KUVVET

Cihan DURA

Tarih boyunca, milletimizin gelişmesini iki kuvvet engellemiştir: Despotluk (istibdat) ve emperyalizm. Milletimiz hep kendi arzusu ve çıkarları hilafında yönetilmiştir. Osmanlı yönetimi Türk milletini hiç düşünmemiş, her ilerlemeden yoksun bırakmıştır. Çok hatalar yapmış, Türklerin Batı’da olumsuz tanınmasına sebep olmuştur. Milletimizi yalnızca iki sebeple hatırlamışlardır: para ve asker toplama.

Yazım bu konular hakkındadır.

● Milletimiz yüzyıllardan beri iki zorba kuvvetin, iki yok edici kuvvetin baskısı altında ezilmiş, acı duymuştur. O kuvvetlerden biri, doğrudan doğruya ülke ve milleti yönetmek iddiasında bulunan despotlar; ikincisi, Batı’nın bütün bir kapitalist ve emperyalist dünyasıdır. Yüzyıllar boyu bu iki kuvvetin baskısı altında kalan millet, doğal olarak çok zayıf bir duruma düşmüştür. Osmanlı aydınlarının çok büyük bir bölümü, Osmanlı yöneticilerinin hemen hemen hepsi Batı karşısında boynu bükük, ağır bir aşağılık duygusu içinde kalmışlardır. Bir Batılı büyükelçinin, bir Batılı devlet adamının her söylediğini emir telakki etmişlerdir. Durumun fecaatini gösteren bir örnek vereyim: On sekizinci yüzyıl sonlarıdır. Osmanlı devleti Fransız elçisinin gözünde “Fransa’nın bir sömürgesi”dir! Yüz yıl sonra ise İngiliz büyükelçisi, bakın, ne diyor: “Osmanlı İmparatorluğunu öyle yakından denetliyoruz ki, bu devletin, toprakları üzerindeki egemenliği pratik olarak sıfıra inmiştir.” 

M. K. Atatürk diyor ki, Türkiye, yönetmek iddiasındaki despotluk altında düştüğü zaaf nedeniyle Batı’nın ihtirasını çekti. İçerden ve dışarıdan yok edici tehditlerin hedefi oldu. Sevgili milletim kendi arzusu hilafında, kendi emelleri ve çıkarları hilafında yönetildi, hiçbir tarihî dönemde yaratılışındaki yeteneği işleyip geliştirecek çalışma alanına sahip olamadı. Ve bu sahip olamamak yüzünden birçok felaketin altında kaldı. Hep sürekli ve uzun savaşlar… Türkler tarım ve askerlik dışında diğer hemen hiçbir verimli meslekte çalışma imkânı bulamadı. Çalışmanın insanda yetenek oluşturucu ve geliştirici dinamiğinden yüzyıllarca yoksun kaldı.

Türkiye’yi yönetenler çok şey düşünmüştür, fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi, Türk milletini… Milletimizin talihini ellerine almış olan kişiler; keyfî ve despotça, kötü yönetimleriyle, hayatımızı yok etmeye kastetmiş dış düşmanların nüfuz ve etkileriyle milletimizi yok oluşla karşı karşıya getirmişlerdir. Osmanlı hükümetleri milletin arzu ve iradesinden uzak ve ayrı olarak hükümet icra etmişler, Türk milletini ilerlemenin dışında bırakmışlardır. Milletimizin Avrupa ile temasına engel olmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Bizi cemaat halinde yaşatmış, istedikleri gibi idare etmişlerdir. Dünya milletimizi bu bizi temsil edenlere, bu despotlara göre tanıyordu.

● Bir kez daha vurgulamaya değerdir ki, bizden önceki yöneticiler çok hatalar yapmıştır. Milletimiz bu yüzden çok şeyler kaybetti; sözde bağımsızdı, gerçekte ise bağımlı bulunuyordu. Türkiye’yi uygar dünyada kusurlu gösteren ne düşünülebilirse, hepsi bu hatadan ve o hatanın ardı sıra gitmekten kaynaklanıyordu. Teslimiyetçi hükümetlerin tavır ve hareketleridir ki, milletimizin, yanlış olarak, geçmişini unutmuş, milliyetin ve uygarlığın bahşettiği haklardan habersiz, miskin bir millet olarak tanınmasına yol açmıştır. Ne var ki, kendisini bu şekilde kabule meydan vermesinde milletimizin de çok büyük kabahati vardır. Bu kabahat hükümetin icraatı ile Avrupa’nın namusuna aşırı ölçüde güven göstermiş olmasıdır. İşte bu kabahatten dolayıdır ki, milletimiz kendi değerini, aslını, erdemlerini unutmak derecesine düşmüştür. 

● Evet, despotluk ve zulmün sarayları ve onları kuşatan hainler yüzyıllar boyunca milletimizi gaflet içinde bıraktılar; ışığa, bilime ve teknolojiye koşmaktan alıkoydular. O zalimler ki, milletimizi yalnız iki zamanda düşünürdü. Biri paraya, diğeri askere ihtiyaç duydukları zaman! Bir yandan ülkeyi soyarlar, öbür yandan milletten aldıkları askerle fetihlere çıkarlardı. Halbuki milletin o fetihlere karşı hiçbir ulusal emeli yoktu, vicdani arzusu ve çıkarı yoktu. İkinci olarak, onların, saraylardaki debdebe ve gösterişi temin için paraya ihtiyaçları vardı. Parayı milletten sopa ile alırlardı. Osmanlı despotizminin yüzyıllar süren bu zulmü halk şiirimizde de ifadesini bulmuştur, işte onlardan biri: “Şalvarı şaltak Osmanlı/ Eğeri kaltak Osmanlı/ Ekende yok, biçende yok/ Yemede ortak Osmanlı.”

Bütün bu reva görülenlerin sonucu; milleti yoksulluğa ve haraplığa, en sonunda ölümün kıyısına götürmek oldu. İşte bu idare şekline padişahlık idaresi diyoruz. Biz bu idareyi bir daha dirilmemek üzere tarihe gömdük. 

Kaynak: C. Dura, Ataname, Doğu Kitabevi, 2019.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar