wp menus'den En Üst Menünüzü Seçin
Envato ad
Envato ad

ALGILAMADA YANLILIK SENDROMU (DUNNING KRUGER SYNDROM)

Prof. Dr. Recep AKDUR

Pittsburgh’da 1995 yılında, Mc. Arthur Wheeler adlı biri, iki bankada ve herkesin gözü önünde silahlı soygun yaptı. Soygun sırasında kendisini hiç sakınmamış şapka, maske, kadın çorabı vb bir gizleme aracı kullanmamıştı. Güvenlik kameralarındaki kayıtları inceleyen polis, Wheleer’ı teşhis etmiş ve kısa bir süre sonra yakalamıştı. Wheleer karşısında polisleri görünce çok şaşırdı.    

Sorgusu sırasında bu konu sorulduğunda “yüzüme limon suyu sürdüm ve görünmez oldum, kameralar da beni kayıtlayamaz dedi” (limon suyu ile yazılan yazıların görünmediğini ve ancak ısıtıldığında ortaya çıktığını duymuş ya da okumuştu).  Doğaldır ki öyle olmamıştı, kameralar hem olayı hem de Wheleer’ı bütün açıklığı ile kaydetmişti. Kendisine kamera kayıtları izlettirildiğinde gözlerine inanamadı ve birkaç kez “ama yüzüme limon suyu sürmüştüm” dedi durdu. Bu garip soygun efsaneleşti ve günlerce sohbetlere konu oldu, basında yer aldı.

Cornell Üniversitesi psikologlarından David Dunning, bu haberi bir almanakta gördü ve çok ilginç geldi. Öğrencisi Justin Kruger ile birlikte bu konuyu araştırmaya karar verdiler.  Araştırmalarını sürdürdüler, ilk kez 1999 yılında bilimsel ortamlarda  konuyu duyurarak, açıkça tanımladılar. Bu araştırma ve tanımlamalar iki bilim insanına 2000 yılının Nobel Ödülünü kazandırdı. Uluslararası tıp yazınında Dunning Kruger Sendromu olarak adlandırılan bu psikolojik sorun/hastalık, Türkçe tıp yazınında, Algılamada Yanlılık Sendromu olarak Türkçeleştirildi ise de bazı yazarlar Cahil Cesareti olarak da adlandırmaktadır.

Psikolojik bir durum/sorun olan bu sendrom, kısaca eğitimli ve yetkin olmamalarına rağmen kendini yetkin sanan insanların ruh hali ve davranış kalıplarından oluşuyor. Bu ruh hali belirli bir alanla sınırlı olabileceği gibi; örneğin “kimya alanında hiçbir eğitimi ve bilgisi olmamasına karşın kendisinin uzman daha da öte dahi olduğuna inanmak”, yaşamın tüm alanları ile de ilgili olabiliyor. Bu kişiler, eğer niteliklerini arttırmak için eğitim alırlarsa, ancak o zaman tedavi oluyorlar ve niteliksizliklerini/ bilgisizliklerini fark etmeye başlıyorlar.

Dunning ve Kruger’in araştırmalarının sonuçlarına göre: Bilgili olan insanlar alçakgönüllülük sergiliyor ve bu nedenle de kendilerini oldukları düzeyden daha aşağıda görüyorlar. Buna karşılık bilgisiz insanlar, bilgili olmadıkları bir konu hakkında bile kendilerini üstün görüyor ve konuyu herkesten iyi bildiğini sanıyorlar/iddia ediyorlar.

Bilgi sahibi olan ancak bunu dile getirmeyerek alçak gönüllü davranan kişilerin, kendi kendini değerlendirme becerileri zayıf oluyor. Bu nedenle alanlarında yükselebilmek için yeterince özgüvenli davranamıyorlar ve istedikleri/ hak ettikleri pozisyonlara gelemiyorlar. Aksine, bilgi sahibi olmadığı halde sürekli kendisini öven, kendini her işte ön plana çıkaran ve kendisini mesleki açıdan yeterli bulan kişiler, cesaretli davranarak eksikliklerini artıya çeviriyor ve böylece üst düzey pozisyonlara geliyorlar.

Bilgili ve sınırlarının farkında olan insanlar, geleceğe yönelik olarak daha temkinli ve doğru öngörüler ve yargılamalar/analizler yapıyor. Buna karşılık bilgisiz insanların, gelecek ile ilgili öngörü ve analiz kabiliyetleri çok zayıf, öte yandan da bunu anlayabilecek kapasiteye bile sahip değiller. Bu nedenle de Algılamada Yanlılık Sendromlu kişi, genellikle yanlış seçimler ile yanlış sonuçlara varıyor. Buna karşılık yaptıkları seçimlerin veya vardıkları sonuçların yanlışlığını anlayabilecek yetkinliğe hiçbir zaman sahip olamıyorlar. Özetle; Dunning Kruger ikilisinin araştırmaları, insanların özgüvenini, bilgisizliğin bilgiden çok daha fazla arttırdığını ortaya koymuş.

Dunning Kruger Sendromlu ya da Türkçe adı ile Algılamada Yanlılık Sendromlu birini nasıl tanırız? Başka bir söylemle bu sendromum belirti ve bulguları nasıl özetlenip sıralanabilir:

  • Eğitimsiz/niteliksiz olduğu halde, bunun asla farkına varamaz ve kendi niteliklerini aşırı derecede abartırlar. Gerçek bilgi/ nitelik sahibi olan kişileri ve niteliklerini göremezler. Genellikle eğitimi ve bilgiyi aşağılayarak, her şeyi en iyi kendilerinin bildiklerini iddia ederler.
  • Bu  “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselir ve daha yukarılara çıkarak, çoğunlukla yeterli olmadıkları önemli görevlere gelirler.
  • Bilgi sahibi olmadıkları bu görevlerde yeterli olduklarını ve hatta en iyi olduklarını düşünürler/sanırlar. Bu nedenle de çok girişken ve cesur olurlar.
  • Bu durum bir kısır döngü yaratarak, kişiye sahte bir yetkinlik ve cesaret/ ataklık kazandırır. Doğrularının kesinlikle ve her zaman doğru olduğuna inanırlar.
  • Yaptıkları her işte kendilerinin çok daha fazla çalıştığı havası yaratır, büyük gürültü çıkararak çok iş yaptıklarını göstermek isterler.
  • İyi eğitim görmüş normal insanlar, bilmediği konularda uzman olan kişilere danışır. Sendromlu kişiler ise hemen her alanda üstün fikirlere sahip ve yetkin olduklarını düşünür, her işi yapabileceğine inanır. Kendilerine danışılmadan yapılan işlerin eksik olacağını inanırlar. Tüm işleri kendileri halletmek isterler.
  • Giderekten çok derin ve gizemli/tanrısal bilgilere sahip olduğuna inanırlar.
  • Hiç bir fikrinin olmadığı, öngöremediği ve hazırlığının olmadığı konularda sanki bu olayı yıllar öncesinde görmüş, tecrübe edinmiş, olacağını biliyormuş ve hazırlıklarını yapmış gibi hareket ederler. Bunun için çevrelerindeki insanları da ikna etmeye çalışırlar. Her duruma hazırlıklıdırlar.
  • Başarısızlıklarını gizler ve asla kabul etmezler.
  • Bugün söylediklerini yarın inkâr ederler. Herkesin şahit olduğu bir konuyu bile inkâr edebilirler.
  • Üstlerine saygıları sonsuz, astlarına zulümleri ise kesintisizdir.

Bu insanların toplumumuzdaki oranı ne kadar? Zamanla artıyor mu? Azalıyor mu? Bu soruların yanıtlanmasına gereksinim var. Bu gereksinimi karşılamak üzere ülke düzeyinde araştırma yapılması gerekiyor. Günlük gözlemler bu psikolojiye/ sendroma sahip olan kişilerin hem çok yaygın olduğu hem de oldukça yüksek mevkileri tuttukları yönünde. “Okuma yazma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor” diyen, okumayı yazmayı/bilimi aşağılayan üniversite yöneticisi ya da mevki sahiplerinin varlığını hepimiz gözlüyoruz. “Üstlerine sonsuz saygı, astlarına ise kesintisiz zulüm” ilkesi ülkemizdeki yöneticiliğin olmaz ise olmazı. “Bugün söylediklerini, hatta herkesin şahit olduğunu bile inkâr etmek”, çok sıradanlaştı.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar